Son Yazılar
Ana Sayfa / Orta Dünya / Olaylar / Son İttifak Savaşı

Son İttifak Savaşı

 

dagorlad1.1

Sürgünler Lindon’a yanlarında Nûmenor’dan sayısız güçlü ve harika hazineler, değerli aile yadigârları getirmişlerdi; bunlar arasında en ünlüleri Yedi Taş ve Ak Ağaç’tı. Ak Ağaç, Nümenor’daki Armenelos kentinde, Kralın bahçelerinde büyüyen Güzel Nimloth’tan, Sauron tarafından yakılışının kısa süre öncesinde alınan bir meyveden üretilmişti; ve Nimloth’da Tirion Ağacı’nın soyundan geliyordu ki o da Yavanna’nın Valar diyarında büyüttüğü Ağaçların En Yaşlısı Ak Telperion’un bir görüntüsüydü. Ağaç, Eldar’ın ve Valinor’un ışığının anıtı olarak Minas Ithil’e, Isildur’un evinin önüne dikildi, çünkü yıkımdan önce meyveyi o alıp korumuştu; ama Taşlar paylaştırıldı.

Üçünü Elendil aldı, oğulları da ikişer tane. Elendil’in aldıkları Emyn Beraid ve Amon Sûl üzerindeki kulelere yerleştirildi ve Annûminas kentine. Oğullarında kalanlar Minas Ithil, Minas Anor, Orthanc ve Osgiliath’daydı. Bu Taşlar’a bakan, çok uzaklardaki şeyleri, onların içinde görebilirdi. Büyük bölümü sadece bir başka Taşın yakınındaki şeyleri gösterirlerdi, çünkü Taşlar birbirlerini çağırırlardı; ama iradesi ve düşünceleri güçlü olanlar onlarla nereye bakarlarsa görebilirlerdi. Böylece Númenóreanlar, düşmanlarının gizli kalmasını istediği birçok şeyin farkına varabilmişler ve kudretli günlerinde çok az şey onların dikkatinden kaçabilmişti.

Denir ki, Emyn Beraid kuleleri gerçekte Númenór Sürgünleri tarafından inşa edilmemiştir, onlar Gil-galad tarafından dostu Elendil için yükseltilmiştir; ve Emyn Beraid’in Gören Taş, kulelerin en uzunu olan Elostirion’a yerleştirilmişti. Orasını Elendil onaracak, üzerine sürgünlük hasreti çöktüğünde oraya çıkıp ayıran denizlere bakıp duracaktı; ve inanılır ki, böylece çok uzakları hatta Eressea üzerindeki Avallöne Kulesi’ni bile görebiliyordu, o kuleye Yöneten Taş yerleştirilmişti ve hâlâ oradadır. Bu taşlar, Sauron’un gölgesinin altındaki diyara artık daha fazla gelemeyen Eldar tarafından, Elendil’in babası Amandil’e, karanlık günlerinde Nûmenor’lu Sadıklar’a rahatlık sağlaması için armağan olarak verilmişti. Taşlar, palantíri diye anılırdı.

Böylece Númenór Sürgünleri, Arnor ve Gondor’da krallıklarını kurdular; ama çok fazla yıl geçmeden anlaşıldı ki düşmanları Sauron’da dönmüştü. Anlatıldığı gibi Gölge Dağları’nın, Ephel Dûath, ardındaki kadim krallığı Mordor’a gizlice dönmüştü ve o topraklar Gondor’un doğu sınırındaydı. Orada Gorgoroth yaylasının üzerine inşa ettiği büyük ve güçlü kalesi Kara Kule, Baraddûr vardı; orada Elflerin Orodruin diye isimlendirdikleri ateşli bir dağ vardı.Sauron uzun yıllar önce oraya bu yüzden yerleşmişti, çünkü büyücülük ve demir dövme işerinde kullandığı ateş orada yeryüzünün kalbinden fışkırıyordu; Sauron, Mordor Diyarı’nın ortasında Hükmeden Yüzük’ü şekillendirmişti. Şimdiyse orada kendisine yeni bir biçim yaratana dek karanlığın içine oturup derin düşüncelere dalmıştı; ve yeni biçimi korkutucuydu, çünkü Númenór’un sulara gömülüşü sırasında dipsiz uçuruma yuvarlandığı zaman aydınlık görünüş sonsuza dek ondan ayrılmıştı. Şimdi Ulu Yüzük’ü yeniden takmış kendini güçle örtmüştü; Sauron kötülüğüne Elf ve İnsanların en güçlüleri bile zor dayanabilirdi.

Sauron artık Eldar ve Batıil İnsanları’na karşı savaşa hazırlanıyordu, Dağın ateşleri yeniden uyanmıştı. Böylece, uzaklardaki Orodruin’in dumanları görüldüğünde anlaşıldı ki Sauron dönmüştü ve Númenóreanlar dağı Kıyamet Dağı, Amon Amart diye yeniden isimlendirdiler. Sauron, doğudaki ve güneydeki hizmetkârlarını bir araya getirerek büyük bir güç topladı; onların arasında Númenór’un soylu ırkından gelenler de az değildi. Çünkü Sauron’un ülkelerindeki konukluğu döneminde halkın hemen hemen tamamının yürekleri karanlığa dönmüştü. Böylece o günlerde doğuya yelken açarak, kaleler kurarak kıyılara yerleşenler onun iradesine boyun eğmeye zaten hazırdı ve Orta Dünya’da memnuniyetle ona hizmet etmeyi sürdürdüler. Onlar Gil-galad’ın gücü yüzünden, çok uzaklardaki güney diyarlarına yerleşen kaçaklardı, kudretli ve kötü efendilerdi; yine de aralarından iki kişi orada kaldı, Anduin’in ağızlarının ötesinde Mordor’un güneyindeki geniş topraklara yerleşmiş güçlü, zalim bir halk olan Haradrim arasında güç kazanan Herumor ve Fuinur.

Artık Sauron zamanının geldiğine inanıyordu. Yanında büyük ve güçlü bir ordu ile Gondor krallığına saldırdı. Minas İthil’i ele geçirip İsildur’un Akağacını yok etti. Ama Isildur, yanına Ağaç’ın bir fidesini alarak, karısı ve oğullarıyla birlikte kaçmıştı, gemisine binip Nehir’den aşağıya ilerleyerek Andiun’in ağızlarından yelken açarak Elendil’i aramaya gitti. Bu arada Anârion, Osgiliath’ı Düşman’a karşı savunmuş ve bir süre için onu dağlardan geriye püskürtmüştü; ama Sauron güçlerini yeniden bir araya topladı ve Anârion, yardım gelmeden krallığının onun karşısında uzun süre dayanamayacağını biliyordu.

Elendil ve Gil-galad birlikte divan topladılar, çünkü artık Sauron’un çok güçlendiğini, karşısına birlik olarak çıkmazlarsa, onun teke tek savaşlarda tüm düşmanlarını yenebileceğini anlamışlardı. Böylece Son İttifak diye anılan bu Birlik’i kurdular, Elfler ve İnsanlardan büyük bir ordu oluşturarak Orta Dünya’nın doğusuna doğru yürüyüşe geçtiler; ve bir süre için Imladris’de durdular. Denir ki, orada birleşen bu ordu, o ana kadar Orta Dünya’da görülen diğer tüm ordulardan daha gösterişli ve güzeldi, Thangorodrim’e yürüyen Valar ordusundan beri daha büyüğü toplanmamıştı.

Imladris’den Puslu Dağlar’ı aştılar, Anduin Nehri boyunca aşağıya doğu ilerlediler, sonunda Kara Diyar’ın kapısının önünde uzanan Muharebe Alanı’nda, Dagorland’da, Sauron’un ordusuyla karşı karşıya geldiler. Yaşayan her şey, bütün soylar, hatta hayvanlar ve kuşlar bile, o gün ikiye ayrılarak iki orduya katılmıştı; sadece Elfler dışında. Bir tek onlar bölünmemiş ve Gil-galad’ı izlemişti. Cücelerin küçük bir bölümü karşı safa geçmişi; ama Moria’lı Durin’in soyu Sauron’un karşısındaydı.

Gil-galad ve Elendil’in ordusu zafer kazandı, çünkü o günlerde Elflerin kudreti hâlâ büyüktü ve kuvvetli, uzun boylu Nûmenöreanların öfkeleri korkunçtu. Gil-galad’ın mızrağı Aeglos’un karşısında kimse dayanamıyordu; Elendil’in kılıcıysa insanları ve orkları korkuyla dolduruyordu, çünkü Güneşv e Ay’ın ışığında parıldıyordu, adı Narsil’di.

Gil-galad ve Elendil, Mordor’un içlerine ilerleyerek Sauron’un kalesini kuşattılar; kuşatma yedi yıl boyunca sürdü, kuşatmayı yarmak için Sauron sayısız saldırılar düzenledi, Düşman’ın fırlattığı oklar, kargılar ve ateş yüzünden keder verici kayıplar yaşandı. Gorgoroth vadisinde birçok kişinin yanında Elendil oğlu Anârion da katledildi. Ama sonunda kuşatma öylesine daraltıldı ki Sauron’un kendisi öne çıkarak saldırdı; Gil-galad ve Elendil’le boğuştu, ikisini de öldürdü, Elendil’in kılıcı yere düşen bedeninin altında kalarak kırıldı. Ama Sauron da yere yıkılmıştı ve Isildur, kırılmış Narsil’in kabza parçasıyla Hükmeden Yüzük’ü Sauron’un elinden keserek aldı. Artık Sauron için yenilgi zamanı gelmişti, bedenini terk etti ve ruhu uçarak uzaklara kaçtı, ıssız yerlere saklandı; bir daha görünür bir biçim alabilmek için uzun yılların geçmesi gerekiyordu.

Hükmeden Yüzük’e ne olduğu hakkında, o çağın Bilgelerinin bile hiçbir bilgisi yoktu; sanki hiç yapılmamıştı. Isildur, onu Elrond ve Círdan’a teslim etmemişti. Onların Isildur’a verdikleri öğüt, yüzüğün dövüldüğü Orodruin’in ateşlerine atarak yok etmesiydi; böylece Sauron’un kudreti sonsuza dek ortadan kalkacak ve sadece yabanellerde saklanan bir kötülük gölgesi haline gelecekti. Ama Isildur, bu öğüdü reddetti ve dedi ki: “Yüzük’ü babamın ve kardeşimin ölümlerinin diyeti olarak alıyorum. Düşman’a öldürücü darbeyi ben vurmadım mı?” Yüzük’ü seyretmekten fazlasıyla hoşlanıyordu; onun yok edilmesine izin vermeyecekti. Böylece onu takarak önce Minas Anor’a döndü, kardeş Anárion’un anısına Ak Ağaç’ı oraya dikti. Kardeşinin oğlu Meneldil’e öğütler verdi, güneyin krallığını ona teslim ederek kısa süre sonra ayrıldı; Yüzük’ü soyunun bir aile yadigârı olarak almıştı, Elendil’in geldiği yoldan kuzeye doğru ilerleyerek Gondor’dan ayrıldı; Güney Krallığı’nı terk etti, babasının Kara Diyar’ın gölgesinin çok uzağında olan Eriador’daki krallığını sahiplenmeyi amaçlıyordu.

Isildur, Puslu Dağlar’da pusuya yatıp bekleyen bir ork ordusunun saldırısına uğradı; Yeşilorman ve Ulu Nehir arasında Ferah Çayırlar’ın, Loeg Ningloron, yakınlarına kurduğu kampına birdenbire saldırmışlardı, çünkü dikkatsizdi ve bütün düşmanlarının bozguna uğratıldığını düşündüğü için etrafa nöbetçiler yerleştirmemişti. Orada aralarında Elendur, Aratan ve Ciryon adlı üç büyük oğlunun da bulunduğu halkının neredeyse tamamı katledildi; savaşa giderlerken karısı ve en küçük oğlu Valandil’i Imladris’e bırakmıştı. Isildur, Yüzük sayesinde kaçabilmişti, çünkü onu takan kişi, bütün gözler için görünmez hale geliyordu; orklar, Nehir’e ulaşıp suya girene dek koku ve ayak izleri sayesinde onu takip ettiler. Nehre girdiğinde Yüzük ona ihanet etti ve kendisini yapanın intikamını aldı, yüzerken parmağından kayıp suyun içinde kaybolmuşu. Böylece orklar onu akıntının içinde gördüler ve birçok okla vuruldu, bu da onun sonuydu. Halkından sadece üç kişi uzun yürüyüşlerin ardından dağları aşarak geri dönebilmişti; onlardan biri de koruması için Elendil’in kılıcı Narsil parçalarını verdiği silahtarı Ohtar’dı.

Böylece Narsil, uygun olduğu üzere, Imladris’de, Isildur’un varisi olan Valandil’in ellerine teslim edildi; ama kılıç kırılmış ışığı körelmişti ve yeniden dövülerek birleştirilmedi. Efendi Elrond’un kehanetine göre, Hükmeden Yüzük yeniden bulunana ve Sauron dönene kadar bu işlem yapılmayacaktı; ama Elfler ve İnsanlar bunların asla gerçekleşmemesini umuyorlardı.

Böylece En Eski Günler’in ve Karanlık Yıllar’ın ardından Dünya’nın Üçüncü Çağ başladı; o zamanlar hâlâ umut ve mutluluğun hatırlanışı vardı, Isildur, Gondor’dan kaçarken yanında götürdüğü fideyi kardeşinin anısına Anor kalesine dikti ve Eldar’ın Ak Ağacı, İnsanların Kralları’nın sarayında çiçek açtı. Bozguna uğrayan Sauron’un hizmatkârları dağlara kaçmışlar, ama tamamen yok edilememişlerdi; birçok İnsan, artık kötülükten vazgeçerek Elendil’in varislere bağlanmış olsalar da yüreklerinde hâlâ Sauron’u hatırlayanların ve Batı krallıklarından nefret edenlerin sayısı çok fazlaydı. Kara Kule yerle bir edilmişti ama temelleri duruyordu ve unutulmadı. Nûmenöreanlar, gerçekte Mordor toprakları üzerine bir karakol kurmuşlardı ama Sauron’un anılarının dehşeti ve Barad-dûr’un hemen yanında yükselen Ateş Dağ’ı yüzünden kimse oraya yerleşmeye cesaret edemiyordu; ve Gorgoroth vadisi küllerle doluydu. Birbirleriyle ittifak yapan Elflerle İnsanların çoğu Savaş ve Kuşatma sırasında ölmüştü; Uzun Elendil ve Yüce Kral Gil-galad artık yoklardı. Ne asla bir daha böyle bir ordu toplanabilecek ne de Elflerle İnsanlar arasında böylesine bir birlik kurulacaktı; çünkü Elendil’in ölümünün ardından iki soy yabancılaşmaya başlamıştı…

Mutlaka Okuyun!

Malbeth

Arthedain krallığı’nın 14’üncü kralı Araphant zamanındaki kahinidir. Malbeth en az iki tane Isildur hanedanının geleceğini …

Bir Cevap Yazın

Hızlı Giriş Yap:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir