Son Yazılar

Saruman

Saruman
Irk: Maia
Dil: Ortak Lisan, Sindarin, Quenya, Khuzdul
Cinsiyeti: Erkek
Kültür: Ainur, Istari
Doğum Tarihi: Yok
Ölüm Tarihi: 3 Kasım 3019, 3. Çağ
İkamet Ettiği Yerler: Orthanc

Saruman’ın Ölümsüz Topraklarda yaşarken ismi Curumo’ydu. Saruman bir Maia’ydı, Valar’ın haberciliğini ve yardımcılığını yapıyordu. Curumo Aule’nin Maialarından biriydi. Aule bir demirciydi egemenliği Arda’nın yapıldığı tüm maddeler üzerineydi ve Curumo ondan pek çok şey öğrenmiştir.

Saruman Aule tarafından Orta-Dünya’ya gönderilmek için seçilmişti. O Istari’nin lideri olacaktı, görevi Orta-Dünya’nın özgür halklarına Sauron’a karşı çıkmalarında yardım etmekti. Curumo Orta Dünya’ya 3.çağın 1000. yılında gelmişti. O Orta Dünya’ya ayak basan ilk Istariydi. Ama başka bir hikaye onun Radagast’la aynı zamanda geldiğini söyler. Curumo İnsanlar tarafından Saruman diye isimlendirdi. Elfler ona Curunir diyordu. Saruman’da diğer büyücüler gibi yaşlı ve bilge bir adam formunda Orta Dünya’ya gelmişti. Saruman’ın saçları başlangıçta siyahtı ama Orta Dünya’da geçirdiği uzun yıllarda saçları beyazlamıştı yinede saçlarının arasında siyahlar görülürdü. Saruman’ın büyülü bir sesi vardı bu ses ona büyük bir kudret bahşediyordu. Saruman beyaz bir pelerin giyerdi bu da onun en yüce sihirbaz olduğunu gösteren bir nişandı. Orta Dünya’ya vardıktan sonra pek çok seyahat yapmış, bu seyahatlerinden birinde Mavi Büyücüler ile Rhun topraklarına yolculuk yapmış onlar orada kalmaya vermiş Saruman’da batıya dönmüştü.

2463 yılında Yüce elfler ve büyücülerden oluşan Ak Divan kurulmuştu. Bu konseye Saruman, Gandalf, Galadriel, Cirdan’da dahildi. Konseyin ana görevi Kuytuorman’da kalesini inşa etmiş olan kötülüğü yok etmekti. Galadriel Ak Divanın başkanı seçilirken Gandalf’ın başkan olmasını istemiş lakin lider Saruman olmuştu.

Saruman Gandalf’ı sevmiyor ve kıskanıyordu. Çünkü Saruman kendisinden daha önemsiz bir büyücü olan Gandalf’ın Elflerin üç güç yüzüğünden olan Narya’ya sahip olduğundan haberdar olmuştu. Bu olaydan haberdar olduktan sonra güç yüzüklerinin tarihini araştırmaya başlamıştı. Çalışmalarının sonunda da kendi yüzüğünü yapmayı başarmıştı.
Saruman Güç Yüzükleri’yle ilgili araştırmalarının birisinde İsildur’un Tek Yüzüğü kaybettiği Ferah Çayırları araştırmıştı. Saruman Ferah Çayırlardan sonra Kralların Şehrine gidip Minas Tirith Arşivlerini incelemiş ve İsildur’un yaptıklarını öğrenmişti. Aynı zamanda tomarların birinde yüzüğün üstünde yazan yazıyı öğrenmişti.

Saruman arşivleri incelerken palantirlerin varlığından haberdar olmuş onların uzak mesafeler arasında iletişimi sağladığını öğrenmişti. Saruman İsengard’da Orthanc kulesinde de bir palantir olduğunu öğrenmişti. Orthanc Puslu Dağlar’ın güney uzantısının sonunda Rohan topraklarındaydı. Isengard toprakları Gondor tarafından yönetiliyordu. 2759 yılında Saruman Isengard’ı tamir etmeyi önerdi karşılığında da Orthanc’ın anahtarına sahip olacaktı. Gondor Vekilharcı Beren bu teklifi kabul etmiş ve Saruman Orthanc’ın anahtarlarını almıştı.

Saruman aynı yıl Rohan’ın Kralı Frealaf’ın taç giyme törenine katılmıştı. Saruman Frealaf’a değerli hediyeler getirmiş ve Rohirrim’in yiğitliğini övmüştü. Rohan sadece uzun kışa katlanmakla kalmamış Dunland istilasını da durdurmuşlardı. Rohan Saruman’ın dost olduğuna inanmış topraklarının batı sınırındaki kalenin güçlü bir büyücü tarafından yönetildiği için mutlu olmuşlardı.

Saruman Fangorn ormanlarında yürürken Ağaçsakal’la tanışmış ve onunla yıllar boyunca uzun sohbetleri olmuştu. Ağaçsakal’dan geçmiş çağlarla ilgili pek çok şey öğrenmiş lakin onunla çok az bilgi paylaşmıştı.

Ak Konsey 2851’da Ayrıkvadi’de toplanmış Gandalf Dol Guldur’daki kötülüğün Sauron olduğuna inandığını söylemişti. Gandalf Dol Guldur’a saldırmayı önermişti ama Saruman bu öneriyi geçersiz kılmıştı. Saruman konseye Sauron’un eski gücüne asla kavuşamayacağını söylemişti. Konsey sonuç olarak olacakları izlemeye ve beklemeye karar vermişti. Gandalf bu karardan memnun olmasa da karşı çıkmamıştı.

Gerçekte Saruman’ın amacı Sauron tarafından dövülmüş olan Tek Yüzük’ü ele geçirmekti. Saruman gücün cazibesiyle bozulmuş ve kendini Sauron’a denk bir rakip olarak görmeye başlamıştı. Saruman eğer Tek Yüzüğü ele geçirirse Orta Dünya’yı tek başına yönetebileceğine inanmıştı.

Saruman 2939’da Sauron’un Ferah Çayırlar’da Tek Yüzük’ü aradığını öğrenmişti. Bu yüzden Gandalf tekrar Dol Guldur’a saldırmayı teklif ettiğinde bu teklifi kabul etmiş ve Sauron Dol Guldur’dan kaçmak zorunda kalmıştı.

Sauron Dol Guldur’a yapılan saldırıdan sonra Mordor’a dönmüş ve gücünü arttırmaya başlamıştı. 2951 yılında kendini açıkça belli etmişti ve 2953 yılında Ak Konsey Sauron’u Tek Yüzük’ü aradığını öğrenmişti. Saruman yüzüğün Anduin’de kaybolduğunu ve Sauron’un onu asla bulamayacağını garanti etmişti.

Lakin ne Sauron ne Saruman Ferah Çayırlar’da Tek Yüzük’ü bulabilmişti, ama Saruman Tek Yüzük’ün durduğu zinciri ve Elendimir’i bulmuştu. Saruman bu değerli eşyaları uzak diyarlardan gelen pek çok hazinesiyle birlikte Orthanc’ta saklamıştı. Saruman ve Sauron’un yüzüğü bulamamasının nedeni yüzüğün çoktan gitmiş olmasıydı. Gollum yüzüğü ele geçirmiş ve uzun yıllar boyunca Puslu Dağlarda saklamıştı ta ki yüzük Bilbo Baggins adındaki başka bir Hobbit tarafından bulununcaya dek.

Saruman Bilbo’nun keşfi hakkında bir bilgisi yoktu ama Gandalf’ın Hobbitler’e olan ilgisinden haberdardı ve Gandalf’ın yaptığı her şeyden şüpheleniyordu. Saruman gizlice Shire’a girmiş ama Gandalf tarafından öğrenilmesinden çekinmişti. Bu yüzden Gandalf’ın Shire’da yaptıklarıyla ilgili bilgi almak için Bree’ye ve Güneydirhem’e ajanlar yerleştirmişti. Saruman gizlice Uzundip yaprağından pipo içmeye başlamıştı; çünkü Gandalf’ın pipo içmesiyle alay ediyordu. Saruman Sackville Bagginslerinden bolca uzundip yaprağı almış aynı zamanda fazladan para verip Hobbitler’i izlemelerini istemişti.
Saruman Ak Konsey’in son toplantısından sonra diğer büyücüler ve elflerden uzaklaşmış onlarla görüşmez olmuştu. Saruman başlangıçta sadece Isengard’da bir vekilharç olarak görülüyordu lakin Saruman kendini Isengard’ın Lordu ilan etmiş ve Isengard topraklarını güçlendirmeye başlamıştı. Isengard’ın güzel ve yeşil bahçelerini mahvetmiş buraları demir ocakları ve büyük makinelerle donatmıştı. Yakacak olarakta Fangorn Ormanları’nı kesiyordu.

Saruman Isengard’da kendi ordusunu oluşturmaya başlamıştı. Ordusunda Rohan’dan nefret eden Dunlandlı adamlar, büyük kurtlar ve orklar vardı. Bu orklar arasında farklı bir tür vardı ki bunlar Uruk-Hai olarak biliniyor ve gün ışığında da yürüyüp savaşabiliyorlardı. Aynı zamanda ork kanına sahip gibi görülen birkaç adamda vardı. Bu insanlara büyük ihtimalle ”ters besleme” yapılarak ork yiyecekleri yedirilmişti.

Saruman 3000. yıllarda palantiri kullanmaya başlamıştı. Saruman taşla uzak yerlerde olan olaylar hakkında bilgi sahibi olabiliyordu. Lakin sonunda başka bir palantirle denk gelmişti; Cadı Kral’ın Minas Ithil’i ele geçirdiğinde elde ettiği Ithil taşıyla. Bu taş sayesinde Saruman Sauron’la karşı karşıya gelmiş ve Sauron etkisi altına girmişti. Sauron onu palantir yoluyla yaptıklarını anlatmaya zorlamıştı. Palantir yoluyla düşüncelerini birbirlerine aktarnışlar lakin Sauron Saruman’ın anlatmayı istediğinden daha fazla şeyi öğrenmişti.

Saruman Sauron’un etkisi altına girdikten sonra yapmayı planladığı ilk şey Rohan’ı yok etmek olmuştu çünkü Rohan Gondor’un en büyük müttefikiydi. Saruman’ın Urukları Puslu Dağlar’dan gelip Rohirrim atlılarına saldırmaya başlamıştı. Sauron’un orklarıda Rohan’a doğudan baskı yapıyordu.

Saruman Rohanlı bir insan olan Grima’yı kendi tarafına çekmiş ve onu Theoden’e karşı ajanlık yapmakla görevlendirmişti. Grima Theoden’in danışmanı olmuş ve Saruman’ın kralın üzerindeki etkisi artmıştı. 3014 yılında Grima tarafından aklı zehirlenen Theoden zamanından önce yaşlanmış ve tüm kararları aslında Grima Solucadil verir olmuştu. Rohan Kralı Theoden’in zayıflatılması Saruman’ın planıydı böylece Rohan’a karşı yapılan saldırılar daha etkili olacaktı.

Lakin Saruman’ın hala en büyük amacı Tek Yüzük’ü ele geçirmekti. Gandalf’ın Tek Yüzük’ün nerede olduğunu bildiğinden şüpheleniyor ve Shire’daki ajanlardan gelen bilgiler bu düşüncesini destekliyordu; çünkü Saruman’ın casusları Shire’ı koruyan kolcu sayısının ikiye katlandığından bahsetmişti.

3018 yılında Saruman dokuz Nazgul’un tekrar ortaya çıktığını ve Shire diye bir yerde Baggins adında birisini aradıklarını öğrenmişti. Saruman bu konuda bilgi edinmek için Gandalf’ı tuzağa düşürmeye karar vermişti. Saruman Gandalf’a Nazguller’in tekrar ortaya çıkışı hakkında konuşmak için Radagast aracılığıyla bir mesaj göndermişti.
Gandalf Radagast’la karşılaşmış ve 10 Temmuz’da Isengard’a varmıştı. Saruman Gandalf’ı Orthanc’ın merdivenlerinde karşılamıştı:

”Geldin demek Gandalf.”

”Evet, geldim,” ”Yardımını almaya geldim Ak Saruman.”

”Öyle mi gerçekten de Gri Gandalf! Yardım ha? Bu kadar kurnaz ve bu kadar bilge olan, ülkeden ülkeye dolaşan, kendisini ilgilendirse de ilgilendirmese de bütün işlere burnunu sokan Gri Gandalf’ın yardım istediği pek duyulmamıştır.”

“Dokuzlar yeniden ortaya çıktı. Nehri geçmişler. Radagast öyle söyledi.”
Saruman, Radagast’ı nasıl hor gördüğünü saklamıyordu:

“Boz Radagast! Kuş terbiyecisi Radagast! Saf Radagast! Salak Radagast! Yine de ona biçtiğim rolü oynayacak kadar aklı varmış. Geldin işte, benim de mesajımın bütün amacı buydu. Ve burada kalacaksın Gri Gandalf, yolculukları unutup dinleneceksin. Çünkü ben Arif Saruman’ım, Yüzük Yapıcısı Saruman, Rengârenk Saruman!”

”Ben akı tercih ederdim.”

”Ak! ”Başlangıçtır o. Beyaz kumaş boyanabilir. Beyaz sayfaya yazılabilir; beyaz ışık kırılabilir.”

“Ve böylece beyaz olmaktan çıkar, Mahiyetini anlamak için bir şeyi kıran kişi de ariflik yolundan sapmış demektir.”

”Kadim Günler geçti. Orta Günler de geçmekte. Genç Günler başlıyor. Elflerin zamanı bitti fakat sırada bizim zamanımız var: Bizim yönetmemiz gereken insanların dünyası. Fakat bize kudret gerek, sadece Arifler’in görebileceği yararlar adına her şeyi dilediğimiz gibi yönetebilmek için kudret. Ve dinle Gandalf, eski dostum, yardımcım! Biz, dedim, çünkü biz olabiliriz, eğer bana katılırsan. Yeni bir güç yükselmekte. Buna karşı eski ittifaklar ve siyasetlerin bize bir yararı olmayacak. Elflerden veya ölmekte olan Nümenor’dan ümit yok. önündeki, önümüzdeki, bir seçenek bu. Bu Güç ile birleşebiliriz. Bu akıllıca olur Gandalf. Bu yolda umut var. Zafer kapıda; zafere katkıda bulunanlar cömertçe ödüllendirilecektir. Güç büyüdükçe, onun sağlam dostları da büyüyecek ve Arifler, yani senin-benim gibi olanlar, sabrederek zamanla onu yönlendirip denetimleri altına alabilirler. Uygun zamanı beklerken düşüncelerimizi yüreklerimizde gizleriz, belki bu arada yapılan kötülükleri kınar, fakat âli ve nihai amacı takdir ederiz: Bilgi, Kural, Düzen; şimdiye kadar bizim beyhude yere başarmak için uğraşıp durduğumuz, zayıf ya da aylak dostlarımız tarafından desteklenmekten çok kösteklenen her şey. Niyetlerimizi gerçekten değiştirmemiz gerekmez, değiştirmeyiz de, sadece araçlarımız değişmiş olur.”

Gandalf iyice şüpheye düşmüştü. Yanıtı:

“Saruman, bu türden nutukları daha önce de duydum ama bunları sadece Mordor tarafından, cahilleri kandırsın diye yollanan gizli temsilcilerin ağzından duymuştum. Beni onca yoldan, sadece kulaklarımı yormak için çağırmış olacağına inanamıyorum.”

”Neden olmasın Gandalf ? Neden olmasın? Hükmeden Yüzük? Eğer ona hâkim olursak o zaman Güç bize geçer. Seni buraya çağırmamın asıl nedeni buydu işte. Çünkü bir sürü gözüm var benim ve bence sen bu kıymetli şeyin şu anda nerede olduğunu biliyorsun. Öyle değil mi? Yoksa Dokuzlar neden Shire’ı sorup dursunlar, senin orada ne işin olsun?”

Tam bunu söylerken gözlerinde gizleyemediği bir hırs parlamıştı aniden.

”Saruman, Tek Yüzük’ü bir anda bir el kullanabilir ancak ve sen de bunu çok iyi biliyorsun, o yüzden zahmet edip de biz deyip durma! Fakat onu vermem sana, hayır efendim, hele hele şimdi aklındakileri de öğrendikten sonra sana onun hakkında haber bile vermem. Sen Divan’ın başıydın, fakat sonunda maskeni çıkardın. Eh, görünüşe göre önümdeki seçenekler ya Sauron’a, ya da sana teslim olmakmış. İkisini de seçmiyorum.
Başka teklifin var mı ?”

Saruman tehditkar bir ruh haline bürünmüştü artık:

”Evet, ‘Senin akıllıca davranacağını tahmin etmemiştim zaten, kendi hayrına bile olsa; yine de bana gönül rızasıyla yardım edip bir sürü zahmet ve eziyetten kurtulman için bir fırsat tanıdım sana. Üçüncü seçeneğin burada kalmaktır, sonuna kadar.”

”Neyin sonuna kadar?”

“Bana Tek Yüzük’ün nerede bulunabileceğini açıklayıncaya kadar. Seni ikna etmenin çaresini bulabilirim. Ya da sana rağmen yüzük bulununcaya ve Yönetici hafif meselelere vakit ayırıncaya kadar: Mesela Gri Gandalf in küstahlık ve engellemelerine karşılık münasip bir ödül tasarlamak gibi.”

Gandalf Saruman’ın teklifini reddettikten sonra Saruman’ın askerleri gelip onu Orthanc’ın zirvesine hapsetmişti. Gandalf aşağıya baktığında bir zamanlar yeşil ve latif olan bu yerlerin artık çukurlarla ve demir ocaklarıyla dolu olduğunu gördü.

Gandalf Orthanc’ta hapisken Saruman Yüzük Taşıyıcısı’nı daha kolay ele geçirebileceğini düşünüyordu; çünkü Isengard ve Shire arasında pek çok casusu vardı. Saruman en güvenilen casusu olan şaşı gözlü bir güneyli adamı Shire’ı terk eden Hobbitler hakkında bilgi almak için göndermişti. Lakin Saruman’ın ajanı yola çıktıktan kısa bir süre sonra Gandalf Saruman’a Radagast’tan haber götüren Yelefendisi Gwaihir tarafından Orthanc Kulesi’nden 18 Eylül’de kurtarılmıştı.

Cadı Kral Isengard’a Gandalf’ın Saruman tarafından esir edildiği öğrenen Sauron tarafından gönderilmişti. Bu ziyaretin yapılış vaktiyle ilgili iki rivayet vardır. İlk rivayet Nazgul’un Gandalf’ın kaçışından iki gün sonra geldiği ve Saruman sesinin ona verdiği kudretle Shire’ın yerini bilmediğine Nazgul Lordu’nu inandırdığını söyler. Saruman Nazgul Lordu’na Gandalf’ı yakın topraklarda aramasını söylemiş ve Nazgul Lordu onun dediğini yapmış ve Shire’ın nerede olduğu bilgisini Grima’dan aldığını söylenir. Başka bir rivayete göre Nazgul Lordu geldiği sırada Saruman Gandalf’ın kaçmış olduğunu hissetti ama Saruman onun hala orada olduğunu ama Shire’ın yerini sadece kendisine söyleyeceğini söylemiştir. Daha sonra Nazgul Lordu gerekli bilgiyi şaşı gözlü güneyli Bill Eyrelti’den almıştır.

Saruman her iki rivayete göre de zor bir durumdaydı çünkü hain durumuna düşüyordu. Saruman hala Yüzük Taşıyıcısı’nı bulup Tek Yüzük’ü ele geçirebileceğini umuyordu. Lakin Bill Eyrelti Nazguller’in tarafına geçmiş ve Nazguller Baggins’in Hobbiton’da yaşadığını, Rivendell’e doğru yola çıktığını öğrenmişlerdi.

Saruman bu olaydan sonra Rohan’ı fethetmek amacına ağırlık vermişti. Gandalf Saruman’ın planlarına engel olmak için Rohan’ın Kralının konağının bulunduğu Edoras’a gitmiş ama Grima Solucandil’in Kralın aklına girmesiyle Edoras’tan gönderilmişti. Saruman kendini Rohan topraklarının lordu olduğunu ilan etmiş ve Rohan geçidini kapatmıştı. Saruman’ın Ak Eli’ni taşıyan orklarda artık çok daha büyük kuvvetlerle nehri geçip Rohirrim’lere saldırıyordu.

Saruman’ın casusları olan kargalar 8 Ocak 3019’da Yüzük Kardeşliğinin Hollin’den geçtiğini öğrenmişlerdi. 18 Ocak’ta Moria’dan ulaklar gelmiş ve Kardeşliğin Moria’yı geçtiğini ve güneye doğru yol aldığını anlatmışlardı. Saruman bu haberler üzerine Ugluk komutasında Uruk-Hai ve Dunland’lı insanların bir bölümünü güneye yollamıştı. Saruman Ugluk’a buçukluklara dokunmamasını diğer herkesi öldürmesi emrini vermişti.

lee_1887

Rohan ordusunun komutanları Theodred ve Eomer Ork saldırılarını büyük bir dirençle karşılıyor ve Orklar’ın Isen Nehri geçmesini izin vermiyorlardı. Saruman Rohan Kralı varisi Theodred’in öldürülmesine karar vermişti. Theodred’in ölümüyle hem Kral’ın soyu kurayacak hem de Rohan büyük bir komutanını kaybedecekti. Saruman 25 Şubat’ta Orkları Isen Nehri’ne göndermiş ve burada Isen Nehri Muharebeleri’nin ilki yaşanmış ve Theodred öldürülmüştü. Lakin Saruman büyük bir stratejik hata yapmış ve Batıağıl’a zamanında saldırmamıştı. Bu ona ileride çok pahalıya patlayacaktı.

26 Şubat’ta Ugluk komutasındaki Isengard izcileri Amon Hen’de kardeşliğe saldırmıştı. Bu saldırıda Boromir öldürülmüş Merry Brandybuck ve Peregrin Took esir alınmıştı. Isengard izcileri tekrar yola koyulduklarında Mordor’dan Grishnakh komutasında orklar gelmiş ve Sauron adına buçuklukları almaları emrini iletmişti. Ugluk bu emri reddetmiş ve Grishnakh orkları da Isengard izcilerinin yanında gitmeye karar vermişlerdi.

28 Şubat’ta Saruman’ın hiç planlamadığı bir şey olmuş Eomer komutasında Rohan atlıları Isengard izcilerine saldırmış ve sonraki günün şafağına kadar tüm Uruk-Hai ve orklar öldürülmüştü, ama Saruman adına daha kötüsü Merry Brandybuck’ın ve Peregrin Took’un Fangorn ormanında Ağaçsakal’la karşılaşmaları olmuştu. Ağaçsakal Fangorn Ormanları’nı yavaş yavaş yok eden Saruman’a kızgındı ve Merry ile Pippin’in gelişi onun harekete geçmesine sebep olacaktı.

Saruman Uruk-Hai’lerin hepsinin yok edildiğinden habersizdi ve yüzüğe karşı büyük bir açlık duyuyordu. Bu yüzden kulesinden çıktı ve Fangorn’un sınırına gitti. 30 Şubat’ın gecesinde sınıra varmış ve burada Üç Avcı(Aragorn, Gimli, Legolas) ile karşılaşmıştı. Burada Üç Avcı’nın atlarını oradan uzaklaştırdı ve onları yayan bıraktı. Aynı zamanda burada kendi ordusu tarafından kesilmiş olan ağaç gövdelerini görmüş ve hala yüzüğün ona doğru geldiğini umuyordu ama eminde değildi kuşku onun içini kemiriyordu.
Saruman Rohirrim’in yüzüğü ele geçirmiş olmasından korkuyordu ve bu yüzden ani bir saldırıya geçmek için Isengard’a dönmüştü. 2 Mart’ta Isengard ordusunun bir kısmını Rohhirim’in üzerine yollamış ve İkinci Isen Nehri Muharebesi başlamıştı. Rohirrim ilk saldırıyı durduğunda Saruman ana kuvvetini Isen Nehri’ne yollamıştı. On bin kişilik orduda orklar, kurtlar, Dunland insanları ve ork kanı taşıyan insanlar vardı. Isengard ordusunun ikinci saldırısında Rohan ordusu dağıtılmış ve ordu Miğfer Dibi’ne doğru yola çıkmıştı. Rohan Kralı Theoden ise çoktan koyağa varmış ve saldırıyı bekliyordu.

Saruman Isengard’dan çıkan son ordusunu görmek için aşağıya inmişti son ordu oradan uzaklaşınca olacağına hiç ihtimal vermediği bir şey olmuştu. Entler ortaya çıkmış ve Isengard’a saldırmıştı. Merry, Üç Avcı’ya bu saldırıyı saha sonra şöyle anlatacaktı:

“Saruman bütün ordusunu yolladıktan sonra sıra bize geldi. Ağaçsakal bizi yere indirerek kapılara gitti ve Saruman’ı çağırarak kapıları yumruklamaya başladı. Surlardan atılan oklardan ve taşlardan başka cevap gelmedi. Fakat okların entlere bir etkisi olmuyor. Canlarını yakıyor elbette ve onları hiddetlendiriyor: Tıpkı bizi sokan sinekler gibi. Ama bir ent, iğnedenlik gibi ork okları içinde kalsa bile yine de önemli bir yara almaz. Her şeyden önce, zehirlenmezler; üstelik derileri çok kalına benziyor, ağaç kabuklarından daha kalın. Onları ciddi şekilde yaralayabilmek için çok ağır balta darbeleri indirmek gerekir. Baltayı sevmiyorlar. Fakat bir ent için bir sürü iri baltalı adam gerekir: entin birinden bir kıymık koparan adamın ikinci bir şansı olmaz zaten. Ent elinden çıkan bir yumruk demiri incecik bir teneke gibi yamultuyor.”

“Ağaçsakal birkaç ok yedikten sonra ısınmaya başladı ve gerçekten ‘aceleci olmaya’ başladı kendi deyimiyle. Kocaman bir hum-ham salıverince bir düzine ent daha koca adımlarıyla yanına geldiler. Hiddetlenmiş bir ent, korkunç bir şey. Parmakları, ayak parmakları kayalar üzerinde dönüveriyor ve kayaları ekmek gibi ufalayıveriyorlar. Bu tıpkı, koca ağaç köklerinin yüz yılda yaptığının bir iki saniyede olduğunu görmek gibi bir şeydi. İttiler, çektiler, yırttılar, sarstılar, vurdular ve çatırtıyla patırtıyla bu muazzam kapılar beş dakika içinde harabeye dönüp yerle bir oldu; bazıları surları yemeye koyulmuştu bile, tıpkı kum çukurundaki tavşanlar gibi. Saruman ne olduğunu sandı, bilemiyorum; ama her halükârda olanlarla nasıl baş edeceğini bilemedi.”

Sözü Pippin devraldı:

“Bizim saldırımız başlar başlamaz, Isengard’da kalmış olan birkaç sıçan da entlerin açtıkları deliklerden sıvışmaya başladı. Entler sorguya çektikten sonra insanların gitmesine izin verdi, bu uçta iki üç düzine kadar adam vardı. Ne boyda olursa olsun ork tayfasından fazla kaçabilen olduğunu zannetmiyorum. Huornlardan kaçan olmadı: O zamana kadar onlardan bir orman dolusu olmuştu, vadiden gidenlerden başka.

“Entler güney surlarının büyük bir bölümünü un ufak ettikleri zaman, kalan halkı da sıvışıp onu tek başına bırakınca, Saruman panik içinde kaçtı. Biz vardığımızda galiba kapılardaydı: Herhalde muhteşem ordusunun gidişini seyretmeye gelmişti. Entler kırıp dökerek yollarını açınca o da aceleyle kaçtı. Önce onun yerini bulamadılar. Fakat gece açıldı; etrafta müthiş bir yıldız ışığı vardı, entlerin görmelerini sağlayacak kadar; aniden Tezmertek haykırdı, ‘Ağaç katili, ağaç katili!’ Tezmertek kibar bir yaratıktır ama işte özellikle bu yüzden Saruman’a daha çok hiddetleniyor; Halkı ork baltalarından insafsızca eziyet çekmişti, iç kapıdan yola sıçradı; ayaklandığında rüzgârdan daha hızlı hareket edebilir. Sütunların gölgeleri arasında bir içeri, bir dışarı aceleyle hareket eden solgun bir şekil vardı ve neredeyse kulenin kapısına varmıştı. Ucu ucuna kaçabildi. Tezmertek o kadar ateşle düşmüştü ki peşine, yakalanmasına ve boğazlanmasına bir veya iki adım kalmıştı kapıdan süzülüp girdiğinde.”

“Saruman sağ salim Orthanc’a geri dönünce kıymetli makinelerini işe koyması pek vaktini almadı. O vakte kadar birçok ent İsengard’a girmişti: Kimi Tezmertek’i izlemiş, kimi doğudan ve batıdan yarıp girmişti; etrafta dolanıp büyük ziyan veriyorlardı. Aniden ateşler ve kötü dumanlar yükseldi; düzlükteki bütün delikler ve maden kuyuları fışkırıp püskürmeye başladı. Entlerin bir kısmı yanıp kabardılar. Bir tanesi, galiba ona Kayınkemiği diyorlardı, çok uzun boylu, yakışıklı bir ent idi, bir çeşit sıvı ateşin zerrecikleri içine girdi ve bir meşale gibi yandı: Korkunç bir görüntüydü.”

“Bu onları zıvanadan çıkarttı. Daha önce gerçekten ayaklanmış olduklarını düşünüyordum; ama yanılmışım. Sonunda ayaklanmanın ne olduğunu gördüm. Hayret verici bir şeydi. Taşlar çatlayıp sadece onların gürültülerinden dökülünceye kadar gürlediler, böğürdüler, boru gibi öttüler. Merry ile ben yere yatıp pelerinlerimizle kulaklarımızı tıkadık. Orthanc kayasının etrafında tekrar tekrar döndü entler iri adımlarıyla; patlamış bir fırtına gibi estiler, sütunları kırarak, koca taş dilimlerini yaprak gibi havaya savurarak, maden kuyularının içine çığ gibi kayalar yuvarladılar. Kule bu dönen hortumun tam ortasındaydı. Demirkazıkların, blok blok taş duvarların yüzlerce ayak yukarda döndüklerini ve Orthanc’ın pencerelerine çarptıklarını gördüm. Fakat Ağaçsakal soğukkanlılığını muhafaza etti. Şansına hiç yanığı yoktu. Halkının hiddetle kendi canlarını yakmasını ve bu karışıklıkta Saruman’ın deliğin birinden kaçmasını istemedi. Entlerin çoğu kendilerini Orthanc kayasına savuruyorlardı; ama bu onları bitiriyordu. Kaya son derece pürüzsüz ve sertti. Belki de içinde bir çeşit büyü vardı, Saruman’ınkinden daha eski ve daha güçlü bir büyü. Her neyse, kayaya bir türlü tutunamıyorlardı; kayayı çatlatamıyorlar, kendilerini onun karşısında yaralayıp bereliyorlardı.”

“Derken Ağaçsakal meydana çıkarak bağırdı. O muazzam sesi bütün yaygarayı bastırdı. Ölüm sessizliği oldu aniden. Bu sessizlikte kulenin yüksek penceresinden tiz bir kahkaha duyduk. Bu entler üzerinde garip bir etki yaptı. Kaynıyorlardı; ama şimdi soğumuşlar, bir buz kadar sert ve sessiz olmuşlardı. Düzlüğü terk ederek Ağaçsakal’ın etrafında toplandılar, kıpırdamadan durdular. Ağaçsakal onlarla kendi dillerinde konuştu bir süre; sanırım onlara kendi yaşlı kafasında çok önceleri yapmış olduğu bir planı anlatıyordu. Sonra aniden gri ışıkta sessizce solup gittiler. O sıralarda gün ışımaya başlamıştı.
Kuleye bir gözcü diktiler sanırım ama gözcüler gölgelerde o kadar güzel gizlenmiş, o kadar kıpırdamadan duruyordu ki, ben bile onları göremiyordum. Diğerleri kuzeye ayrıldılar. Bütün o gün boyunca ortalıkta görünmeden bir şeyle uğraştılar. Çoğunlukla biz yalnız başımıza bırakıldık. Korkunç bir gündü; biraz etrafta dolandık gerçi, ama Orthanc’ın pencerelerinin görüş alanı dışında duruyorduk elimizden geldiğince:

Pencereler bize o kadar tehditkâr bakışlarla bakıyorlardı ki. Zamanın çoğunu yiyecek bir şeyler aranarak geçirdik. Sonra oturup, uzakta, güneyde Rohan’da nelerin olup bittiğini ve grubumuzun geri kalanlarının başına neler geldiğini merak ederek muhabbet ettik. Arada sırada uzakta bir kayanın takırdayarak düştüğünü, güm güm seslerin tepelerden yankılandığını duyabiliyorduk.”

“Akşamüstü dairenin çevresinde yürüdük ve neler olup bittiğini görmeye gittik. Vadinin başında büyük, gölgeli bir huorn ormanı vardı; bir tane de kuzey surlarının orada vardı, içlerine girmeye cesaret edemedik. Fakat içeride yaptıkları işin yırtan, parçalayan sesi duyuluyordu. Entler ile huornlar kocaman delikler ve hendekler kazıyorlar, büyük su birikintileri ve setler yapıyorlar, İsen’in ve bulabildikleri her derenin ve çayın suyunu topluyorlardı. Onları işleriyle baş başa bıraktık.”

4 Mart’ın şafağında Gandalf Isen Nehri Muharebeleri’nden kurtulan Rohirrim’den oluşan orduyla Miğfer Dibi’ne gelmişti. Gandalf’ın gelişiyle Isengard ordusu iki ateş arasında kalmış ve orklar öldürülmüş Dunland’lı insanlar da bir daha Rohan’a saldırmayacaklarına yemin etmiş ve serbest bırakılmışlardı. Kaçan orklar ise Ağaçsakal tarafından yollanan Huorn’lar tarafından yok edilmişti.

maxresdefault

Gandalf ve Kral Theoden 5 Mart’ta Saruman ile barış görüşmesi yapmak için Isengard’a gelmişti. Müzakereden önce Gandalf Theoden’i Saruman’ın büyülü sesine karşı uyarmıştı.

“Aniden başka bir ses konuştu, müzik gibi alçak tonlu bir ses; sesin ta kendisi bir büyü idi. Bu sesi farkında olmadan dinleyenler duydukları sözcükleri çok nadiren tekrarlayabilirlerdi; bunu yapabilirlerse de hayrete düşerlerdi, çünkü sözlerin güçleri çok azalmış olurdu. Genellikle bu sesi dinlemenin çok zevkli olduğunu hatırlarlardı; bütün söyledikleri akıllıca ve bilgece gelirdi onlara; hemen kabullenerek, kendileri de aynı bilgeliğe ulaşmak isterlerdi. Başkaları konuştuğunda onların sesi, o sese nazaran sert ve kaba gelirdi; eğer biri sesi reddedecek olursa, büyünün etkisi altındakilerde bir öfke belirirdi. Kimisi için büyü sadece ses onlarla konuştuğu sürece etkili olurdu; ses başkalarına konuştuğu zaman, nasıl insan yapılan numarayı bildiği zaman hokkabazı ağızlan bir karış açık seyredenlere gülümserse, öyle gülümserlerdi. Kimisi için ise sesin kendisi onları bağlamak için yeterliydi; fakat sesin fethettiği kişiler için, çok uzaklara gitseler bile etkisi devam eder ve durmadan o sesin yumuşak yumuşak kendilerine fısıldayıp onları sıkıştırdığını duyarlardı. Fakat kimse etkilenmeden kalamazdı; kimse bu sesin ricalarını ve emirlerini, zihnini ve iradesini zorlamadan reddedemezdi; tabii zihnine ve iradesine hâkimse.”

(İki Kule Syf. 208)

Miğfer Dibi Muharebesi’nden sonra Rohan Ordusu Isengard’a girdi ve Gandalf Saruman ile konuşmak istedi:

“Saruman,Saruman! Saruman ortaya çık! “

Saruman gelmedi. Onun yerine Grima yanıt verdi:

“Kim o? Ne istiyorsunuz? “

Theoden onu tanımıştı:

“Ben bu sesi tanıyorum ve bu sesi duyduğum ilk güne lanet olsun. “

Gandalf da tanımıştı:

“Madem onun ayak işlerine bakar oldun Grima Solucandil, git de Saruman’ı getir! Zamanımızı boşa harcama! “

Saruman en sonunda geldi:

“Evet? Neden istirahatimi bozuyorsunuz? Gece gündüz bana hiç rahat vermeyecek misiniz? “

Hepsi hayret içinde yukarı baktı, çünkü geldiğini duymamışlardı; korkuluklarda durmuş onlara bakan bir şekil gördüler: Onlar gözlerini hareket ettirdiklerinde veya o kıpırdadığında değiştiği için rengi kolay kolay seçilmeyen büyük bir pelerine sarılmış yaşlı bir adam. Yüksek alınlı, uzun yüzlüydü; şu anda ciddi, yardımsever ve biraz da yorgun bir ifade taşısalar da, kara gözlerinin derinliğini kestirmek güçtü. Saçları ve sakalı beyazdı ama dudakları ve kulaklarının etrafında hâlâ siyah saçlar görünüyordu. Saruman devam etti:

“Haydi ama, içinizden en az ikisini ismiyle tanıyorum. Gandalf’ı buraya yardım veya nasihat aramaya geldiğini ümit etmeyecek kadar iyi tanıyorum. Ama siz, Rohan Yurdu’nun Hükümdarı Theoden siz soylu nişanlarınızla, dahası Eorl Hanedanı’nın zarif simasıyla kendinizi hemen belli ediyorsunuz. Ah, üç kere şanlı Thengel’in şerefli oğlu! Neden daha önce ve dost olarak gelmediniz? Ne çok arzu etmiştim sizi, batı topraklarının en kudretli kralını görebilmeyi; özellikle de şu geçen yıllarda, sizi kuşatmış olan şu akılsızca ve kötü düşüncelerden korumak için! Çok mu geç artık yoksa? Rohanlı adamların da katkısının bulunduğu, maruz kaldığım bu zararlara rağmen, sizi hala koruyabilir, eğer seçtiğiniz yolda ilerlemeye devam ederseniz kaçınılmaz olan yıkımınızdan kurtarabilirim.”

Gimli Saruman’ın sesinden etkilenmemiş gibiydi:

“Bu büyücünün sözleri tepesinde duruyor. Orthanc lisanında yardım, yıkım; kurtarmak ise kıyım demektir, bu gayet açık. Fakat biz buraya yalvarmaya gelmedik. ”
Bir an için Saruman’ın maskesi düştü:

“Rahat dur! Henüz seninle konuşmadım Gloin oğlu Gimli. Senin evin çok uzaklarda ve bu toprakların sorunları seni pek ilgilendirmez. Fakat bu işlere karışman senin arzunla olmadı, o yüzden oynadığın rol için ki eminim ki yiğitçe bir roldür seni suçlu tutmayacağım. Fakat rica ediyorum senden, bırak da önce Rohan Kralı ile, komşum, bir zamanlar dostum olan kişiyle konuşayım. Siz neler söyleyeceksiniz Theoden Kral? Benimle ve temelleri uzun yıllara dayanan bilgimin getireceği yardımı ile barışacak mısınız? Kötü günler için kafalarımızı birleştirmeyelim mi; öylesine iyi niyetle yaralarımızı sarıp, ülkelerimizin ikisini de daha önce hiç olmadığı kadar yeşertip çiçeklendirmeyelim mi?”

Eomer, Theoden’in etkilendiğinden endişelenip Theoden’e seslendi:

“Beyim, duyun beni! Şu anda bizi uyardıkları tehlikeyi hissediyoruz. Sonunda çatal diline bal sürmüş yaşlı bir yalancı tarafından ağzımız açık bırakılmak için mi sürdük atlarımızı zafere? Böyle konuşurdu kapana kısılmış bir kurt av köpekleriyle, eğer konuşabilseydi. Size ne yardımı dokunabilir ki aslında? Bütün arzusu içine düştüğü bu durumdan kurtulmak. Fakat siz, işi gücü ihanet ve cinayetle olan bu kişiyle konuşup, görüşecek misiniz? Geçitlerdeki Theodred’i, Miğfer Dibi’ndeki Hama’nın mezarını hatırlayın! “

Saruman’ın yüzünde artık hiddetin şimşeği açık seçik görünüyordu:

“Madem söz zehirli dillere geldi seninkine ne demeli genç yılan? “

Buna rağmen Saruman kısa sürede tatlı diline geri döndü:

“Haydi Eomund oğlu Eomer! Her adamın hayatta bir rolü vardır. Senin rolün silahlarla gösterdiğin bahadırlık; bu yüzden de büyük bir şeref kazanıyorsun. Sen efendinin düşman dediği herkesi öldür ve bununla yetin. Anlamadığın siyasete burnunu sokma. Ama belki, eğer kral olursan, kralın arkadaşlarını iyi seçmek zorunda olduğunu anlarsın. Gerisinde ister gerçek, ister hayal mahsulü olsun, ne tür keder verici haller bulunursa bulunsun, Saruman’ın dostluğu ve Orthanc’ın gücü kolay kolay bir kenara atılmaz. Bir muharebe kazandınız, bir savaş değil onu da bir daha güvenemeyeceğiniz bir yardım sayesinde kazandınız. Bir dahaki sefere Ormanın Gölgesi’ni kendi kapınızda bulabilirsiniz: Dik başlı ve duygusuzdur bu gölge; insanlara karşı hiç sevgisi yoktur.”

“Lâkin benim Rohan beyim, muharebe sırasında yiğit adamlar öldü diye bana katil mi demek lazım gelir? Eğer gereksiz yere savaşa giderseniz, çünkü savaşı arzu eden ben değildim, o zaman insanlar telef olur. Bu hesaba göre ben bir katil isem, o halde bütün Eorl Hanedanı kana bulanmış demektir; çünkü onlar birçok savaşa girmişler ve kendilerine meydan okuyan birçok kişiye hücum etmişlerdir. Yine de en kötü ihtimalle siyasi davranabilmek için bazılarıyla daha sonra barış yapmışlardır. Ben diyorum ki Theoden Kral barış yapıp dost olalım mı, siz ve ben? Hüküm bize ait. “

Theoden bu sözlere boğuk bir sesle yanıt verdi:

“Barış yapacağız. “

Süvarilerin bir kısmı memnuniyetle bağırdı. Theoden elini kaldırdı ve bu kez berrak bir sesle devam etti:

“Evet, barış yapacağız. Barış yapacağız, sen ve senin bütün yaptıkların ve bizi teslim etmeye çalıştığın karanlık efendinin bütün yaptıkları yok olduktan sonra. Sen bir yalancısın Saruman ve insanların yüreklerini çürüten birisin. Bana elini uzatıyorsun ama ben yalnızca Mordor’un pençesinin bir parmağını görüyorum. Kıyıcı ve soğuk! Senin benimle yaptığın cenk hakça olsaydı bile ki değildi, çünkü on kere daha akıllı olsaydın bile beni ve benim olanı kendi çıkarın için dilediğin biçimde yönetmeye hiç hakkın yok- öyle olsaydı bile Batıağılı’ndaki meşalelere ve orada ölmüş yatan çocuklara ne demeli? Öldükten sonra Hâma’nın bedenini Boruşehir’in kapılan önünde parçaladılar. Pencerene kurulan bir darağacından sallanıp da kargalarının eğlencesi olduğun zaman, seninle ve Orthanc ile bir barış yapacağım. Eorl Hanedanı’ndan sana gelecek iyilik bu kadar. Ulu atalarımın önemsiz bir evladıyım ama senin parmaklarını yalamama gerek yok. Başka yere dön. Ama korkarım sesin büyüsünü yitirdi. “

Süvariler Theoden’e rüyadan uyandırılmış gibi baktılar. Saruman’ın müziğinden sonra efendilerinin sesi kulaklarına kart bir karganınki gibi gelmişti. Ama Saruman bir süre için gazap içinde kendinden geçti. Sanki krala elindeki asa ile vuracakmış gibi korkuluklardan aşağıya sarktı. Bazılarının gözüne ansızın, saldırmak için gerilen bir yılan gibi göründü.

“Darağaçları ile kargalarmış! Bunak! Eorl’un konağı, içinde eşkıyaların pis kokular içinde içtiği, veletlerin itlerle yerde yuvarlandığı yer değil de ne? Kendileri uzun zamandır darağacından kaçıp duruyorlar. Fakat ilmik geliyor, yavaş yavaş daralıyor ama sonunda sıkı ve sert kavrayacak. Kolaysa asın da görelim! Neden seninle konuşma sabrını gösterdim bilmiyorum. Çünkü ne sana, ne de senin şu dörtnala koşturup duran, ilerlerken değil de kaçarken hızlı giden minik takımına ihtiyacım yok Theoden Atterbiyecisi. Çok zaman önce senin faziletin ve aklının ötesinde bir devlet sundum sana. Sonra tekrar sundum ki senin yanlış yere sürüklediklerin, açık açık önlerindeki yollan görebilsinler. Yüksekten atıp, iyi niyetimi suistimal ediyorsun. Öyle olsun. Kulübelerinize geri dönün! Fakat sen Gandalf! Utancını fark ederek en azından senin için üzülüyorum. Sen nasıl oluyor da böyle bir gruba tahammül edebiliyorsun? Çünkü sen mağrur birisin Gandalf soylu bir zekâya, hem derine hem uzağa bakabilen gözlere sahip olduğun için buna da hakkın var. Şimdi de benim öğüdümü dinlemeyecek misin? “

Gandalf yanıtladı:

“Son karşılaşmamızda bana söylememiş olduğun ne var? Ya da belki geri almak istediğin sözlerin vardır? ”

“Geri almak mı? Geri almak mı? Ben senin iyliğin için sana öğüt vermeye gayret ettim ama sen dinlemedin bile. Çok gururlusun ve aslında kendine ait bir irfan kaynağın olduğu için nasihati da pek sevmiyorsun. Fakat o durumda sanırım, benim niyetlerime kasten yanlış manalar vererek, yanıldın. Seni ikna etme heyecanıyla sabrımı kaybettim korkarım. Ve hakikaten de buna çok pişmanım. Çünkü sana karşı bir kötü niyet taşımıyordum; hatta şimdi bile, karşıma vahşi ve cahil bir güruhla geri dönmüş olsan bile. Nasıl taşıyabilirim ki? Her ikimiz de Orta Dünya’daki en mükemmel nizam olan, yüksek ve kadim bir nizamın üyeleri değil miyiz? Dostluğumuz her ikimizin de çıkarına olur. Hâlâ birlikte, dünyanın düzensizliğini iyileştirmek için birçok şeyin üstesinden gelebiliriz. Gel, birbirimizi anlayalım ve düşüncelerimizden bu düşük insanları atalım! Bırakalım onlar bizim kararlarımızı beklesin! Çoğunluğun iyiliği için ben geçmişi düzeltmeye, seni kabul etmeye razıyım. Benimle istişare etmez misin? Yukarı gelmez misin? “

Saruman’ın son bir çabayla sarf ettiği güç o kadar büyüktü ki, duyuş alanında olan kimse etkilenmeden edemedi. Fakat bu kez büyü tamamiyle farklıydı, iyi huylu bir kralın, hata yapmış olan ama yine de çok sevdiği bir vekiline nazik sitemini duydu herkes. Ama onlar dışarıda bırakılmışlardı, kendilerine söylenmeyen sözleri kapıda durmuş dinliyorlardı: Büyüklerinin anlaşılması zor sohbetlerine kulak misafiri olan ve bunun onları nasıl etkileyeceğini merak eden kötü terbiye almış çocuklar veya ahmak uşaklar gibi. Daha âli bir kalıptan çıkmıştı bu ikisi: Muhterem ve ariftiler. Bir ittifak kurmaları kaçınılmaz bir şeydi. Gandalf, onların kavrayamayacağı şeyleri Orthanc’ın yüksek odalarında tartışmak için kuleye çıkacaktı. Kapı kapatılacak, kendilerine tayin edilecek işi veya cezayı beklemek için onlar dışarıda bırakılacaktı. Theoden’in zihninde bile bu düşünce biçimlendi, bir kuşku gölgesi gibi: “Bize ihanet edecek; gidecek kaybolacağız.”

Derken Gandalf güldü. Hayaller bir duman gibi puf diye dağıldı.

“Saruman, Saruman! Saruman hayatının yolunu kaybetmişsin sen. Kralın soytarısı olarak kazanmalıydın ekmeğini; danışmanlarının taklitlerini yaptığında kırbacı da hak ederdin ya. Aman aman! Birbirimizi mi anlayacakmışız? Korkarım ben senin anlayış sınırının ilerisindeyim. Ama ben seni Saruman, artık çok iyi anlıyorum. Senin tahmin ettiğinden daha iyi hatırlıyorum senin tartışmalarını ve işlerini. Seni son ziyaret ettiğimde Mordor’un gardiyanıydın ve beni de oraya yollayacaktın. Hayır, bacadan kaçmış olan konuk bir kez daha kapından girmeden önce iki kere düşünür. Hayır, yukarı geleceğimi zannetmiyorum. Ama dinle Saruman, son bir kez dinle! Sen aşağıya gelmez misin? Isengard senin umut veya hayal ettiğinden daha çürük çıktı. Yani, hâlâ güvendiğin diğer şeyler de öyle olabilir. Bir süre için onları bırakmak iyi olmaz mı? Belki yüzünü yeni şeylere çevirmek istersin? İyi düşün Saruman! Aşağıya inmeyecek misin? ”

“Aşağıya inmez miymişim? Silahsız bir adam, kapısının dışındaki hırsızlarla konuşmaya iner mi? Seni buradan yeterince duyabiliyorum. Ben ahmak değilim ve sana güvenmiyorum Gandalf. Açık açık merdivenlerimde durmuyorlar ama vahşi orman şeytanlarının, senin emrinle nerelerde pusuya yattığını biliyorum. ”

“Hainler asla kimseye güvenemezler. Ama kellen için korkmana gerek yok. Seni öldürmeyi veya canını yakmayı arzu etmiyorum, eğer beni hakikaten anlamış olsaydın bileceğin gibi. Üstelik seni korumaya muktedirim. Sana son bir şans daha tanıyorum. Orthanc’ı hür olarak terk edebilirsin eğer istersen. ”

“Bu kulağa çok hoş geliyor. Tam Boz Gandalf a yaraşır biçimde: Pek lütufkâr, pekiyi. Orthanc’ı pek kullanışlı, benim ayrılışımı da çok münasip bulacağından hiç şüphem yok. Ama neden ayrılmak isteyeyim? Aynca ‘hür’ ile neyi kastediyorsun? Şartların vardır herhalde? ”

“Kuleden ayrılma nedenlerini pencerelerinden bakarsan görebilirsin. Diğerleri de aklına gelecektir. Uşakların yok edildi veya dağıldı; komşularını kendine düşman yaptın; yeni efendini kandırdın veya kandırmaya çalıştın. Gözü beri yana çevrilince, sana bakan hiddetin kırmızı gözü olacaktır. Ama ben ‘hür’ dediğimde, ‘hür’ü kastederim: Herhangi bir bağdan, zincirden veya emirden azade: istediğin yere, hatta, hatta Saruman dilersen Mordor’a bile gidebilmen için. Fakat önce bana Orthanc’ın Anahtarı’nı ve asanı teslim etmen gerekir. Eğer lâyık olursan daha sonra sana iade edilmek üzere davranışlarının bir rehini olacaktır. ”

“Daha sonra! Daha sonra! Evet, sanırım sen ne zaman Barad-dûr’un anahtarlarını, yedi kralın tacını, Beş Arifin değneklerini alıp kendine şimdi giydiğin çizmelerden çok daha büyük bir çift çizme satın alacaksın, o zaman! Mütevazı bir plan. Benim yardımıma pek ihtiyaç duyulmayan bir plan! Yapacak başka işlerim var. Ahmak olma. Hâlâ elinde bir fırsat var iken benimle bir anlaşma yapmak istiyorsan, daha makul olduğunda geri gel! Ayrıca kuyruğuna taktığın bu gırtlak kesiciler ile minik ayaktakımını bırak da gel! İyi günler! ”

“Geri dön Saruman! “

Diğerleri hayret içinde bakarken Saruman, sanki kendi iradesinin dışında sürükleniyormuş gibi dönerek yavaş yavaş demir parmaklığa geldi, ağır ağır nefes alarak dayandı. Yüzü kırışıklıklar içindeydi ve küçülmüştü. Eli, ağır kara asasını bir pençe gibi kavramıştı.

“Gitmen için sana izin vermedim. Daha sözümü bitirmedim. Sen bir ahmak olmuşsun Saruman, ama yine de acınacak durumdasın. Hâlâ ahmaklıktan ve kötülükten ayrılabilir, bir işe yarayabilirdin. Ama burada kalıp eski fesatlarının akıbetini didikleyip durmayı seçiyorsun. Kal o halde! Fakat seni uyarıyorum, bir daha kolay kolay dışarı çıkamazsın. Doğunun kara elleri gelip seni çekmezse eğer. Saruman! İyi bak, ben senin arkadan vurduğun Boz Gandalf değilim. Ben, ölümden geri dönen Ak Gandalf’ım. Senin artık hiç rengin yok; seni hem nizamımızdan hem de Divan’dan atıyorum.”

Elini kaldırdı ve berrak soğuk bir sesle konuştu.

“Saruman, asan kırıldı. Git!”

Bir çığlıkla Saruman arkaya düştü ve sürünerek uzaklaştı. Saruman kulenin içine girdiğinde Grima Solucandil palantir’i aşağı atmış ve onu Pippin almıştı. Saruman bunu duyduğunda çok sinirlendi lakin şu anda palantir’in onda olmadığı bilgisini Sauron’a verme şansı yoktu. Kanatlı bir tayf şimdiden yola çıkmış Isengard’a doğru gidiyordu. Pippin gizlice palantir’e baktığında Sauron Saruman’ın Yüzük Taşıyıcıs’ını elinde tuttuğunu sanmıştı. O gün daha sonra Aragorn Orthanc Taşı’na bakmış ve Sauron’a Isildur’un Varisi’nin yaşadığını göstermişti.

Saruman artık Entler tarafından ele geçirilmiş kulesinde kalmak zorunda bırakılmıştı. 25 Mart’ta Tek Yüzük yokedilmiş ve Sauron’un krallığı yok olmuştu. Ağaçsakal ilk birkaç ay Saruman’dan hala çekindiği için dikkatli davranıyordu. Ama Sauron’un yok olduğunu öğrenince mutlu olmuş ve bu bilgiyi Saruman ile paylaşmıştı. Saruman asasının kırılmasıyla gücünün büyük bölümünü kaybetmişti ama hala büyülü bir sesi vardı. Ağaçsakal herhangi bir canlıyı kafeste tutmak istemiyordu ve Saruman’da artık kendinin zararsız olduğuna Ağaçsakal’ı inandırmıştı. Ağaçsakal 15 Ağustos’ta Saruman’ı serbest bırakmış ve Orthanc anahtarlarını ondan almıştı. Saruman ve Grima da kuzeye doğru yöneldiler.

28 Ağustos’ta Saruman ve Grima Gandalf, Hobbitler, Galadriel ve Celeborn’la karşılaştılar. İlk konuşan Gandalf oldu:

“Ee Saruman nereye gidiyorsun? ”

“Sana ne? Hala benim nereye gidip geleceğimi sen mi tayin edeceksin benim mahvolmam sana yetmedi mi?”

”Soruların cevaplarını biliyorsun, hayır ve hayır. Fakat her halükârda, benim çabalarım sona eriyor. Yükü Kral üstlendi eğer Orthanc’ta bekleyeydin onu görebilirdin, o da sana irfanını ve merhametini gösterirdi”

“İşte bir an önce ayrılmam için bir neden daha, çünkü ondan hiçbir şey istemiyorum. Gerçekten de ilk soruna bir cevap bekliyorsan söyleyeyim, bu diyardan dışarı çıkmak için bir yol arıyorum.”

“O halde bir kez daha yanlış yol üzerindesin,” “üstelik ben senin yolculuğunda hiçbir umut da görmüyorum. Ama bizim yardımımızı hakir mi göreceksin? Çünkü sana yardım elimizi uzatıyoruz.”

“Bana mı? Yo, lütfen bana gülümseyerek bakmayın! Ben sizin çatık kaşlarınızı tercih ederim. Ve oradaki o Hanım’a gelince, ona güvenmiyorum: O her zaman benden nefret etti ve senin adına tertipler kurdu. Benim sefilliğim ile alay etmek zevkini tatmak için sizi bı taraftan getirdiğine hiç şüphem yok. Sizin beni izleyeceğiniz konusunda uyarılmış olsaydım size bu zevki tattırmazdım.”

Galadriel bunun üzerine konuştu:

“Saruman, bizim seni avlamaktan daha acil görünen görevlerimiz ve endişelerimiz var. Şansının yaver gitmiş olduğunu söylesen daha doğru olur; çünkü şimdi son bir şansın daha var.”

“Eğer bu gerçekten son şans ise çok sevindim, böylelikle bir kez daha reddetme zahmetine girmem gerekmeyecek. Bütün ümitlerim yıkıldı ama sizinkileri paylaşacak değilim. Tabii ümidiniz var ise. Gidin! Ben bu hususlarda boşu boşuna uzun uzun çalışmalar yapmadım. Kendi sonunuzu kendiniz hazırladınız ve bunu biliyorsunuz. Benim evimi harap ettiğinizde kendinizinkini de yıkmış olduğunuzu bilmek beni biraz rahatlatacak. Şimdi sizi o kadar geniş bir denizden hangi gemi taşıyacak? Gri bir gemi olacak, hayaletlerle dolu. Kalk ayağa seni aptal seni! Dön! Eğer bunlar bizim yönümüzde gidiyorlarsa o zaman başka bir yön tutacağız. Devam et yoksa sana akşam yemeğinde ekmek kabuğu vermem, Solucandil!”

Grima Solucandil kendine acıyarak:

“Zavallı Grima! Zavallı Grima! Hep dayak yiyor, hep lanetleniyor. Ne kadar nefret ediyorum ondan! Keşke onu bırakabilseydim!”

Gandalf buna karşılık olarak dedi ki:

“O halde bırak!”

Fakat Solucandil sulu gözlerinden dehşet içinde bir bakış fırlattı Gandalf a, sonra da hızla Saruman’ın arkasına geçti. O sefil çift gruplarının yanından geçiyorlardı ki hobbitlere vardılar, Saruman durarak onlara baktı; fakat hobbitler ona acıyarak baktılar.

“Demek ki siz de halimle alay etmeye geldiniz afacanlar ha? Bir dilencinin neyi eksikmiş, neyi değilmiş umurunuzda değildir, değil mi? Çünkü sizin bütün istedikleriniz elinizde; yiyecek, güzel güzel giyecekler, pipolarınız için en iyi otlar. A, evet biliyorum! Pipo otlarınızı nereden bulduğunuzu biliyorum. Dilencinin birine bir pipo dolusu ot vermezsiniz değil mi?”

Merry her şeye rağman ona acıyarak biraz da olsa yardım etmek istedi:

“Bende kalanı alabilirsin, eğer biraz beklersen. İstediğin gibi kullanabilirsin, İsengard’daki su baskınından çıkmıştı. ”

“Benim, benim, evet, ne pahalara satın alınmıştı! Bu yapılan geri ödeme bir belirti aslında; çünkü hiç kuşkum yok çok daha fazlasını aldınız. Yine de dilenciler müteşekkir olmalı, bir hırsız kendisine ait şeylerden bir lokma verecek bile olsa. Eh, eve vardığınızda Güney Toprakları’nı beklediğinizden daha kötü bulunca bunun karşılığını görmüş olacaksınız. Ülkeniz pipo yaprağından uzun süre yoksun olsun!”

Ve dönerek Solucandil’i tekmeledi ve ormana doğru uzaklaştı.

Saruman Gandalf’ın koruması altındaki Hobbitler’e bakmış ve içi kinle dolmuştu ve onlara bir ders vermeye karar verdi. Grima ile birlikte 27 Eylül’de Shire’a vardılar. Saruman’ın ajanlarının pek çoğu şimdiden Lotho Sackville Baggins’in emrine girmişti ve Lotho da Saruman için çalışıyordu. Lotho Baggins kendini Baş Şerif ilan etmiş ve Shire’a pek çok adaletsiz kural koymuştu. Saruman geldiğinde kendi adamları tekrar emri altında girdi ve Shire’ın yeni şefi oldu. Lotho Baggins de Saruman’ın emriyle Grima tarafından uykusunda bıçaklanıp öldürüldü.

Saruman Isengard’ın yok oluşunun intikamını Shire’ı yok ederek almaya karar vermişti. Şefin adamları evleri ağaçları tarlaları yakıp yıkıyordu. Hatta Davet Ağacı’nı bile yok etmişlerdi. Saruman Ted Kumlukişi’nin değirmenini yıktırmış ve orada yeni bir değirmen yaptırmıştı. Değirmende sürekli çekiçler çalışıyor ve akan mahsuller Su’yu kirletiyordu. Saruman Çıkın Çıkmazı’na geldikten sonra Frodo’nun evine gitmiş ve oradaki bahçeleri mahvetmişti. Kuralları daha fazla sertleştirmişti, uymayanlar ise hapse atılıp dövülüyordu.

Frodo, Sam, Merry ve Pippin 30 Ekim’de Shire’a dönmüştü. Saruman onların Shire’a geldiğini öğrenmiş Frogmorton’daki Şerif Evi’ne tutuklanmaları için emir gönderdi, ama Dört Hobbit diğer Shirelı Hobbitler’i Şeflere karşı ayaklandırdı ve 3 Kasım’da Subaşı Muharebesi’nde Hobbitler Şefin adamlarını yenmiş ve Shire’ın dışına sürmüştü.
Frodo Subaşı Savaşı’ndan sonra değirmene gitmiş ve orada Saruman ile karşılaşmıştı. Diğer Hobbitler Çıkın Çıkmazı’na yaptıklarından sonra Saruman’ın öldürülmesini istemişlerdi. Frodo Hobbitler’e izin vermemiş ve Saruman’a gitmesini söylemişti. Saruman gitmek için dönmüş ve Solucandil’de peşine takılmıştı; fakat Saruman tam geçerken bıçağını çıkarttı ve onu hızlıca sapladı ama bıçak mithril zırha gelmiş ve kırılmıştı. Bunun üzerine Sam ve bir grup hobbit ileri atılıp Saruman’ı yere yatırdılar ve Sam’de kılıcını çekti buna rağmen Frodo Saruman’ın öldürülmesine izin vermedi.

Saruman şaşkınlık içerisindeydi:

“Büyümüşsün Buçukluk. Evet, çok büyümüşsün. Hem arif, hem de zalim olmuşsun. Beni alacağım öcün tadından mahrum ettin, artık acı içinde gideceğim, senin merhametine borçlu olarak. Bu durumdan ve senden nefret ediyorum! Evet, gidiyorum ve artık seni hiç rahatsız etmeyeceğim. Ama benden sana sağlık ve uzun bir yaşam dilememi bekleme. Her ikisine de sahip olamayacaksın. Ama bu benim kabahatim değil. Ben sadece geleceği söylüyorum.”

Yürüyüp gitti; hobbitler onun geçmesi için bir yol oluşturdular; ama silahlarını kavradıkça parmaklarının boğumları bembeyaz kesiliyordu. Solucandil duraksadı, sonra efendisini takip etti.

Frodo Solucandil’e hitaben dedi ki:

“Solucandil! Onu izlemene gerek yok. Senin hiçbir kötülüğünü görmedim. Burada bir süre dinlenip kamını doyurursun; daha kuvvetlenip kendi yoluna gidinceye kadar. “

Fakat Saruman araya girdi:

”Solucan Şefinizi öldürdü, o zavallı şeyi, sizin cici, minik Patron’unuzu. Öyle değil mi Solucan? Uyurken bıçaklamış sanırım. Gömdü sonra, umarım; gerçi Solucan son zamanlarda pek bir açtı. Yo, Solucan gerçekten de iyi biri değil. Onu bana bıraksanız daha iyi edersiniz.”

Grima hiddetlendi ve isyan etti:

”Sen yap demiştin; bunu bana sen yaptırdın.”

“Sen hep Sharkey’nin dediklerini yaparsın öyle değil mi Solucan? Eh o zaman şimdi de şöyle diyor: izle!”

Yerde sürünen Solucandil’in yüzüne bir tekme attı ve dönerek yola koyuldu; fakat bunun üzerine sanki bir şey aniden harekete geçti: Solucandil birden doğrulup kalktı, gizli tuttuğu bir bıçağı çekerek ve bir it gibi hırlayarak Saruman’ın sırtına sıçradı, başını geri çekti, gırtlağını kesti ve bir nara atarak yola doğru kaçtı. Daha Frodo kendini toparlayıp bir söz söyleyemeden üç hobbit oku vızıldadı ve Solucandil cansız yere düştü.
Etrafta duranların dehşetli bakışları altında Saruman’ın bedeninin etrafında gri bir pus toplandı ve ateşten çıkan duman gibi yükseldi; soluk ve örtülü bir suret halinde Tepe’nin üzerinde toplandı. Bir an için Batı’ya bakarak dalgalandı; fakat Batı’dan serin bir yel geldi, onu çevirdi ve suret ah ederek yokluk içinde eridi gitti.

 

Mutlaka Okuyun!

Moana’nın Yüzüklerin Efendisi’yle 16 Benzerliği

Yazı ufak miktarlarda Moana filminden spoiler içermekle beraber, teori tumblr kullanıcısı bouncingbumble‘a aittir. 1. Öncelikle …

Bir Cevap Yazın

Hızlı Giriş Yap:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir