Son Yazılar

Beren

Edain soyundan gelen Beren, Barahir ile Emeldir’in oğluydu. Dorthonionlu Beor Hanedanı’na mensup olan Beren İlk Çağ’daki en büyük kahramanlardan biriydi. Beren’in gençliğinde gerçekleşen Dagor Bragollach savaşı, Dorthonion’daki İnsanlara yıkım getirmişti. Derler ki, Barahir Dorthonion’u terk etmemiş ve Morgoth onu öldürmek üzere peşine düşmüş ve en sonunda Barahir’in on iki yoldaşı kalmıştı.

Dorthonion ormanı dağlık boş arazilere doğru uzanıyordu, bu yüksek bölgelerin doğusunda etrafı çalılarla çevrili Tarn Aeluin adlı bir göl bulunuyordu. Buralarda pek kimseler yaşamamıştı ama Tarn Aeluin in suları pek kıymetliydi, çünkü gündüzleri tertemiz ve masmavi, geceleri ise yıldızların aynasıydı. Tarn Aeluin’i kadim günlerde Melian’ın bizzat kendisi kuşatmıştı. Barahir ve onun yanındakiler gizli inlerini burada kurdular ve Morgoth izlerini bu sayede bir süreliğine de olsa kaybetti. Ama Barahir’in yapıp ettiklerine dair laflar Morgoth un kulağına ulaşmıştı ve Morgoth onları bulup yok etmesi için Sauron’a emir vermişti.

Barahir’in yoldaşları arasında Angrim’in oğlu Gorlim de vardı. Bu felaketler olmadan önce karısı Eilinel ile büyük bir aşk yaşıyorlardı. Ama savaştan dönen Gorlim evlerini yağmalanmış ve terk edilmiş bir hâlde buldu. Karısı da yoktu ama öldürülmüş müydü, yoksa esir mi alınmıştı, işte Gorlim bunu bilmiyordu. Bazen Gorlim tek başına çekip gidiyor, eskiden sahip olduğu tarlalarla ormanların ortasında duran evini geziyordu. Bu alışkanlığı yüzünden Morgoth’un hizmetkârlarının dikkatini çekmişti.

Bir gün akşam alacasında evine yaklaşırken pencerede bir ışık gördüğünü sandı ve merakla içeriye baktı. Eilinel’i gördü, yüzü bitkindi ve sesi Gorlim’in kulağına ağıt yakıyormuş gibi geldi. Ama Gorlim ağzını açtığı anda ışık söndü, kurtlar uludular ve Gorlim aniden omuzlarında Sauron un güçlü kuvvetli avcılarının ellerini hissetti ve böylece Gorlim tuzağa düşürüldü. Barahir’in gizlendiği yerleri öğrenmek için ona işkence ettiler. Ama Gorlim hiçbir şey söylemiyordu. Bunun üzerine eğer konuşursa, serbest bırakılacağına ve Eilinel e kavuşacağına dair söz verdiler. Gorlim in kafası karıştı. Bunun üzerine onu Sauron’un huzuruna çıkardılar, Sauron ona şöyle dedi:

Sauron: Artık benimle bir takas yapmaya hazır olduğunu duydum. Nedir bedelin?
Gorlim, Eilinel’e yeniden kavuşmak ve onunla birlikte özgür olmak istediğini söyledi. Bunun üzerine Sauron gülerek cevap verdi:
Sauron: Böylesi büyük bir ihanet için ne kadar da küçük bir bedel bu. Kesinlikle yerine getirilecektir. Konuş!
Gorlim o anda vazgeçmeyi istesede Sauron dan korkup bildiği ne varsa anlattı. Bunun üzerine Sauron bir kahkaha patlatıp gördüğü herşeyin sihirle hazırlanan bir hayalet olduğunu ve Eilinel in öldüğünü anlattı:
Sauron: Yine de dileğini yerine getireceğim. Eilinel’in yanına gidecek ve hizmetimden azat edileceksin.

diyip Gorlim’i o anda katletti.

Bu şekilde Barahir’in gizlendiği yer ortaya çıkmış oldu. Orklar şafaktan önceki sessiz saatlerde gelip Dorthonionlu insanlara sürpriz yaptılar, biri hariç hepsini katlettiler. Katletilmeyen kişi Beren’di. Çünkü Barahir, Beren’i düşmanın gelebileceği yolları gözetlemesi için tehlikeli bir göreve yollamıştı, böylece gizlendikleri yer ortaya çıktığında Beren uzaklarda bir yerdeydi. Ama hiçbir şeyden habersiz ormanda uyurken rüyasında bir sürü leş yiyici kuşun bir bataklığın kenarındaki kuru ağaçların üzerinde yaprak gibi dizildiklerini ve gagalarından kan damladığını gördü. Sonra Beren rüyasında Gorlim’in hayaletini gördü, Beren’e yaptığı ihaneti ve ölümünü anlatıp, derhal babasını uyarmasını söyledi.

Sonra Beren uyandı ve gece boyunca koştu ancak ikinci sabah varabildi. Geldiğinde babası dahil tüm herkes ölmüştü. Beren babasını oraya gömdü ve taşlardan bir mezar yapıp, onun üzerinde intikam yemini etti. Bu yüzden önce babasını katleden Orkların izini sürdü ve Serech Bataklığı yukarısında Rivil’in pınarında kurdukları kampı buldu, orman hayatına dair bilgisi sayesinde onlara görünmeden yanlarına kadar geldi. Orkların reisi yaptığı işle övünüyordu, görevlerini tamamladıklarını belirtmek üzere kestiği Barahir in elini yukarıya kaldırmıştı ve Barahir’in yüzüğü hâlâ parmağında duruyordu. Bunun üzerine Beren bir kayanın arkasından sıçrayıp reisi katletti. Eli alıp kaçarken çok şanslıydı, çünkü Orklar dehşete kapılıp arkasından çılgın gibi ok atıyorlardı.

Bu olayın ardından Beren dört yıl kaçak olarak Dorthonion’da dolanıp durdu ve ormandaki hayvanlarla, kuşlarla dost oldu. Onlar da daima Beren’e yardım ettiler, asla ihanet etmediler. O da o günden sonra hayvan eti yemedi ve Morgoth’un hizmetkârı olmayan hiçbir canlıyı öldürmedi. Ölümden değil yalnızca tutsaklıktan korkuyordu. Tek başına yaptığı yiğitçe işlerin ünü Beleriand’ın her tarafına yayıldı ve bu haberler Doritath’a bile ulaştı. Sonunda Morgoth, Beren in başına, Noldor’un Yüce Kralı Fingon’unki kadar bir ödül koydu. Ama Orklar çıkıp onu aramak bir yana, yaklaştığını duydukları anda kaçışıyorlardı. Bunun üzerine onu yakalamak üzerine başında Sauron un bulunduğu büyük bir ordu yola çıktı.

Sonunda Beren’i öyle kötü sıkıştırdılar ki Dorthonion’da babasının mezarını bırakıp kaçmaya mecbur kaldı. Bu topraklardan ayrılırken mevsim kıştı ve kar yağıyordu, Beren Gorgoroth’un, Dehşet Dağları’nın yüksek kısımlarına tırmanarak uzaktan Doriath ülkesini şöyle bir süzdü ve hiçbir faninin ayak basmadığı Saklı Krallık’a gitme arzusu kalbine düştü.

Güneye doğru yaptığı yolculuk çok zorluydu. Ered Gorgoroth’un uçurumları dimdikti. Ötede, Sauron’un büyüsüyle Melian’ın kudretinin karşılaştığı ve dehşetle deliliğin kol gezdiği Dungortheb deki yabani bölge uzanıyordu. Ungoliant’ın korkunç ırkından tüm canlılar burada yaşıyorlardı ve karanlık devrinde doğmuş olan canavarlar, bir sürü gözleriyle sessizce etrafta dolaşıyorlardı. Bu topraklarda Elf veya İnsan olsun hayatta kalmalarını sağlayacak hiçbir şey yoktu, onlar için var olan yalnızca ölümdü. Bu yolculuk pekalâ Beren in müthiş kahramanlıkları arasında sayılır, ama o yaşadığı dehşet yeniden aklına gelmesin diye bu konuda kimseye tek bir laf etmemiştir. Doriath sınırlarına ulaşınca Melian’ın söylediği gibi, kendi elleriyle Thingol’ün krallığı etrafında oluşturduğu labirentleri aştı.

Yolda çektiği cefa öylesine büyüktü ki, azap dolu yılların ardından Doriath’a, saçı başı ağarmış ve beli bükülmüş halde tökezleyerek girdi. Ama yazın, bir akşam vakti ay ışığı altında Neldoreth ormanlarında yürürken, Esgalduin’in yanında solmayan çimenler üzerinde dans eden Thingol ile Melian ın kızı Lúthien’e rast geldi. O anda yaşadığı tüm acıların izleri içinden silinip gitti ve büyüleniverdi, çünkü Lúthien yeryüzünün en güzeliydi. Giysisi, bulutsuz gökyüzü gibi masmaviydi, gözleri ise yıldızların aydınlattığı bir akşam vakti gibi gri; pelerinine altın çiçekler işlenmişti, saçları ise alacakaranlıktaki gölgeler kadar siyahtı. Yüzünde bir ışık parlıyordu.

Ama daha sonra gözden kayboluverdi, Beren her yana koşturarak onu arayıp durdu. İçinden ona Tinúviel dedi, bu Gri Elflerin dilinde Bülbül yani Alacakaranlığın Kızı anlamına geliyordu.

Bahar arifesinde Lúthien yeşil bir tepenin üzerinde dans etti ve şarkı söylemeye başladı. Şarkısı o kadar güzeldi ki Lúthien o anda kışın zincirlerini kopardı, onun ayaklarının bastığı ölü topraktan çiçekler fışkırdı.

Bunun üzerine Beren i sarmış olan sessizlik büyüsü çözüldü ve Tinúviel diye bağırdı. Lúthien şaşkınlıktan donup kaldı ve Beren yanına yaklaştı. Ama Lúthien, Beren e bakar bakmaz ona âşık oldu, yine de kollarının arasından kayıp, gözden kayboldu. Bunun üzerine Beren birden bayılıp yere yığıldı, çok derin bir uykuya daldı ve uyandığında taş gibi kaskatıydı ve bomboş kalbiyle terk edilmişti. Böylece yazgısındaki ızdırabı çekmeye başladı ve bu yazgıda Lúthien ele geçiriliyor, ölümsüzlüğüne karşın onun ölümlülüğünü paylaşıyor, özgür olan kız Beren in zincirine vuruluyor ve çektiği acı yeryüzünün çekip çekeceklerinin en büyüğü oluyordu.

Beren in umutları tükendiğinde Lúthien onun yanına geldi ve elini onun elinin üzerine koydu. Ondan sonra da sık sık yanına gelir oldu ve birlikte ormanlarda gezinir oldular. Ve çok büyük sevinç yaşadılar ama vakitleri dardı.

Ama ozan Daeron da Lúthien’e aşıktı ve onun Beren ile buluşmasını görüp bunu hemen Thingol’e yetiştirdi. Bunun üzerine Thingol çok öfkelendi. Çünkü kızını herşeyden çok seviyor ve onu tüm Elf prenseslerinden üstün görüyordu. Ayrıca fani insanları hizmetine almaya bile layık görmüyordu. Hemen Lúthien’i yanına çağırttı ama öldürtmeye de, hapsetmeye de niyetlenmediğine dair söz verene dek ağzını açmadı bile. Daha sonra Thingol hizmetkârlarını Beren’i getirmeleri üzere yolladı, Lúthien ise onlardan önce davranıp Beren i bir konuk gibi Thingol’ün huzuruna çıkardı.

Bunun üzerine Thingol Beren’i hor görerek, öfkeyle baktı, ama Melian sükûnetini bozmadı.

Thingol: Buraya bir hırsız gibi gelip, tahtıma izinsizce yaklaşma cüretini gösteren sen de kimsin?

Ama Menegroth un ihtişamı ve Thingol ün heybeti karşısında dehşete kapılan Beren hiçbir şey söyleyemedi. Bu yüzden Lúthien cevap verdi.

“O, Barahir in oğlu Beren, İnsanların efendisi, Morgoth un güçlü kuvvetli düşmanı, yapıp ettikleri Elfler arasında dahi şarkı olmuş dolaşıyor.”
Thingol: Bırak Beren konuşsun! Ne arıyorsun burada, mutsuz fani, ne sebeple kendi topraklarını terk edip de senin gibilere yasaklanmış olan bu ülkeye adımını attın? Küstahlığın ve ahmaklığını tüm kudretimle ağır biçimde cezalandırmamam için bir sebep gösterebilir misin?

Bunun üzerine Beren başını yukarı kaldırıp Lúthien in gözlerine baktı ve bakışı Melian ın yüzüne de yöneldi. Korku siliniverdi ve en kadim insan hanedanının gururu şöyle konuştu:

“Yazgım, ey Kral, Elfler arasında bile pek az kişinin cesaret edebileceği türlü tehlikelerden geçirerek beni buraya getirdi. Ve burada, aslında aramadığım ama bulduğumda ebediyen sahip olmak istediğim şeyle karşılaştım. Çünkü o tüm altınların da, gümüşlerin de üstünde ve tüm mücevherlerin ötesinde bir şey. Ne kayalar, ne çelik, ne Morgoth un ateşi, ne de tüm Elf krallıklarının kudreti beni arzuladığım hazineden mahrum edebilir. Çünkü kızınız Lúthien, Dünyanın Çocukları içinde en güzeli.”

Bu sözler üzerine salona bir sessizlik çöktü, çünkü orada bulunanlar şaşırmış ve korkmuşlardı. Beren in oracıkta katledileceğini düşünmüşlerdi. Ama Thingol yavaş yavaş konuştu ve şöyle dedi:

Thingol: Bu sözlerle ölümü hak ettin ve düşünmeden ettiğim o yemin olmasaydı ölüm seni derhal bulacaktı, bu yüzden pişmanım, Morgoth un ülkesinde tıpkı onun casusları ve köleleri gibi gizlice sürünmeyi öğrenmiş olan sıradan ölümlü.
Beren: İster hak etmiş, ister etmemiş olayım, beni öldürebilirsiniz, ama ne sıradan lafını, ne de casus ya da köle isimlerini kabul etmiyorum. Felagund un, Kuzey muharebesinde babam Barahir e verdiği yüzük de, ister kral ister başkası olsun, hiçbir Elften bu sözleri duymayı hak etmediğimizin göstergesidir.

Sözleri gururluydu ve tüm gözler yüzüğe çevrildi, çünkü yüzüğü havaya kaldırdı ve Noldor un Valinor da tasarlayıp işlediği yeşil cevherler parıldadılar. Çünkü bu yüzük, gözleri zümrütten yapılmış iki yılan biçimindeydi, biri savunur, diğeri saldırır vaziyetteki yılan kafaları altın yapraklı bir tacın altında birleşiyordu, bu Finarfin hanedanının nişanıydı. Bunun üzerine Melian Thingol ün tarafına yanaşıp, öfkesinden vazgeçmesi öğütleyip, ona şöyle söyledi:

Melian: Çünkü Beren’in katli, senin elinden olmayacak. Yazgısı sonunda onu uzaklara götürüp özgür kılıyor, ama onun kaderi de seninkinin yarasını alıyor. Dikkatli ol!

Ama Thingol sessiz kalıp Lúthien e baktı ve kalbinden şunları geçirdi:

Thingol: Mutsuz İnsanlar, küçük efendilerin ve gelip geçici kralların çocukları ellerini senin üzerine koyup da yaşayıp gidecekler mi?

Sonra sessizliğini bozup şöyle dedi:

Thingol: Yüzüğü gördüm, Barahir in oğlu, gururlu olduğunu ve kendini kudretli farz ettiğini de sezdim. Ama bir babanın yapıp ettikleri, bana faydası dokunmuş olsa bile, Thingol ile Melian ın kızını hak etmeye yetmez. Şimdi bak! Ben de alıkonulmuş bir hazineyi arzuluyorum. Çünkü taş, çelik ve Morgoth un tüm ateşleri, benim tüm Elf krallıklarının güçlerine karşı sahip olacağım mücevheri zapt ediyor. Ama bunlar gibi engellerin gözünü korkutmadığını söylermişsin, duydum. Bu yüzden git yoluna! Bana Morgoth un tacındaki Silmarillerden birini getir, ondan sonra, eğer o da istiyorsa, Lúthien sana elini verebilir. Ondan sonra sen de benim mücevherimi alabilirsin ve Arda’nın kaderi Silmarillerin içinde olsa bile, benim sana sunduğum mücevherin değerine bakıp yine de beni cömert addedeceksin.

Böylece Thingol, Doriath ın hükmünü belirlemiş oldu ve Mandos un lanetinin tuzağına düştü. Ve bu sözleri duyanlar Thingol ün sözünü tutacağını ama yine de Beren i ölüme gönderdiğini anladılar, çünkü kuşatma kırılmadan önce Noldor un tüm kuvveti bir araya gelse, Fëanor un parlak Silmarillerini uzaktan görmeye dahi yaramadığını biliyorlardı. Çünkü Silmariller, Demir Taç’a yerleştirilmişler ve Angband daki tüm hazinenin en kıymetlisi olmuşlardı, etrafları Balroglar, sayısız kılıçlar ve sağlam demir parmaklıklar ve aşılmaz duvarlar ve Morgoth un karanlık heybetiyle çepeçevre sarılmıştı.

Ama Beren güldü:

“Elf kralları, kızlarını böylesine ucuza satıyorlar: mücevherler, el becerisiyle yapılmış şeyler karşılığında. Ama eğer arzunuz buysa, Thingol yerine getireceğim! Ve bir dahaki görüşmemizde Demir Taç’ın üzerindeki Silmarillerden birini elimde tutuyor olacağım, çünkü Barahir in oğlu Beren’e son kez bakmıyorsunuz.”

Ardından, o ana dek konuşmamış olan Melian’ın gözlerine baktı Tinúviel Lúthien’e veda etti, Thingol ile Melian’ın önünde eğilip, etrafındaki muhafızları kenara itti ve Menegroth’u tek başına terk etti.

Leithian Destanı’nda Beren’in Doriath’ı engellerle karşılaşmaksızın geçtiği ve sonunda Alacakaranlık Gölleri bölgesiyle Sirion bataklılarına vardığı anlatılır; burada Sirion ve Narog arasında yayılan Korunan Düzlük’ü yani Talath Dirnen’i gördü ve kimsesiz, umutsuz, ne yapacağını bilemez halde o yöne doğru yürümeye koyuldu. Nargothrondlu Elfler bu düzlüğün her yanını aralıksız gözlüyorlardı ve ormanların ve çayırların her bir yanına becerikli okçular yerleştirilmişti. Beren bu tehlikeyi bildiğinden Felagund’un yüzüğünü yukarıda tuttu ve etrafta hiçbir canlı görememesine rağmen izlendiğini hissederek sürekli şöyle bağırdı:

Beren: Ben Felagund’un dostu Barahir’in oğlu Beren. Beni Kral’a götürün!

Bu yüzden avcılar onu öldürmedi ama bir araya gelip yolunu kestiler. Ama yüzüğü gördüklerinde yol yorgunu ve berbat görünüşüne aldırmayıp önünde eğildiler ve geçtikleri yollar takip edilmesin diye geceleri ilerleyerek Beren’e rehberlik ettiler. Böylece Beren, Kral Felagund Finrod’un huzuruna çıktı ve Kral yüzüğe gerek kalmadan onu tanıdı. Kapalı kapılar ardında oturdular ve Beren ona babasının ölümünü ve Doriath’ta başına gelenleri bir bir anlattı; Luthien’i ve paylaştıkları mutluluğu hatırlayarak özlem içinde içini döktü. Ama Felagund hikayesini endişe ile dinledi ve ettiği yeminin ölümüne yol açacağını anladı. Ve kalbinde taşıdığı bütün ağırlıkla Beren’e açıldı:

Felagund Finrod: Belli ki Thingol ölmeni istiyor, ama görünen o ki bu hüküm onun amacının ötesine geçiyor ve Feanor’un Yemini bir kez daha kendini gösteriyor. Çünkü Silmariller bir nefret yemininin laneti altındadır ve onların adını ağzına alan, uykusunda bile olsa müthiş bir güçle dolar ve Feanor’un oğulları, başkasının gidip de Silmarilleri ele geçirmesine asla katlanamazlar ve gerekirse tüm Elf krallıklarını yerle bir etmeyi göze alırlar, çünkü Yemin onları buna mecbur bırakıyor. Ve şu anda Celegorm ile Curufin benim salonlarımda yaşıyorlar ve ben Kral olmama rağmen ülkemde büyük bir güç kazandılar ve kendi halklarının büyük bir topluluğunu yönetiyorlar. Her başım sıkıştığında bana dostluk gösterdiler, ama peşinde olduğun şeyi duyduklarında sana ne sevgi ne de merhamet göstermeyeceklerinden korkuyorum. Ancak benim yeminimin de hükmü sürüyor, böylece hepimiz kapana kısılmış oluyoruz.

Ardından Kral Felagund halkının önüne çıkıp, Barahir’in yaptıklarını ve kendi yeminini hatırlatan bir konuşma yaptı ve ihtiyacı olduğunda Barahir’in oğluna yardım etmek durumunda olduğunu, reislerinin de yardımını istediğini açıkladı. Bunun üzerine Celegorm kılıcını çekerek ayağa kalktı ve kalabalığın ortasında bağırdı:

Celegorn: İster dost, ister düşman olsun, ister Morgoth’un şeytanı, ister Elf, ister İnsan, yahut Arda üzerindeki başka bir canlı, eğer biri çıkar da Silmarillerin birini bulur ve alıkoyarsa, onu Feanor’un oğullarının nefretinden ne yasa, ne sevgi , ne cehennem, ne Valar’ın kudreti, ne de sihir gücü hiçbir şey koruyamaz. Çünkü Silmarillerin tek sahibi bizleriz, dünyanın sonuna dek.

Onun ardından sözü kardeşi Curufin aldı ve Elflerin zihninde bir savaş görüntüsü yaratıp Nargothrond’un yıkımını canlandırarak, daha yumuşak ama aynı derecede güçlü bir konuşma yaptı. Yüreklerine öyle büyük bir korku yerleştirdi ki, Turin devri gelip de geçene kadar bu ülkeden hiçbir Elf yalınkılıç savaşa girişmeyecek, hepsi birden gizlilik içinde pusular kurup sihirle ve zehirli oklarla yabancıların peşine düşecekti. Halk, Finrod’un kendilerini yönetecek bir Vala olmadığını fısıldayıp ondan yüz çevirdi. Felagund, halkı tarafından terk edildiğini anlayarak tacını çıkarıp yere attı ve hiç değilse birkaç kişinin peşinden gelmesini istedi. Bu çağrıya sadece on kişi uydu ve onların reisi Edrahil tacı kaldırarak Finrod’dan dönüşüne kadar bir vekile bırakmasını istedi. Finrod tacını, kendisinin yerine yönetimi devralması için kardeşi Orodreth’e verdi.

Felagund ve Beren bir güz akşamı, yanlarına on yoldaşlarını da alıp Nargothrond’dan yola çıktılar. Gölgeli Dağlar’ın eteklerinde bir Ork birliğine rast geldiler ve geceleyin hepsini birden kılıçtan geçirip eşyalarıyla silahlarını aldılar. Felagund sahip olduğu beceriyle dış görünüşlerini ve yüzlerini Orklara benzetti ve böylece kılık değiştirmiş halde ilerleyip Ered Wethrin ve Tau-nu-Fuin dağları arasındaki batı geçidinden geçmeyi göze aldılar. Ama Tol Sirion’daki kulesinde bulunan Sauron geçişlerini fark etmiş, içine bir şüphe düşmüştü, çünkü aceleyle geçip gitmişler, Morgoth’un bu topraklardan geçen hizmetkarlarına emrettiği gibi, yapıp ettiklerini bildirmek üzere durmamışlardı. Bu yüzden yollarını kesip yanına getirmeleri için hizmetkarlarını gönderdi. Yakalanıp getirildiklerinde Sauron üzerlerine geçirdikleri kılıklardan onları soydu. Ama soyları açığa çıkmış olsa da, Sauron isimlerini ve amaçlarını öğrenemedi. Bu yüzden, onları karanlık ve sessiz bir çukura attı ve içlerinden biri çıkıp da gerçeği açık etmediği takdirde onları acımasızca öldürmekle tehdit etti. Arada sırada karanlıkta parlayan bir çift göz görüyorlardı ve ardından bir kurtadam çıkıp Beren ve Felagund’un yoldaşlarından birini yutuyordu; yine de hiçbiri efendilerine ihanet etmedi. Sauorn’un amacı Felagund’u sona saklamaktı, çünkü onun büyük bir kudrete ve bilgeliğe sahip bir Noldo olduğunu anlamıştı. Ama kurtadam Beren için geldiğinde Felagund tüm gücünü kullanarak onu bağlayan zincirleri kopardı ve kurtadamla boğuşarak, onu elleri ve dişleriyle alt etti, ama kendisi de ölümcül yaralar aldı. Ve Beren’e şöyle dedi:

Felagund Finrod: Şimdi, denizlerin ve Aman dağlarının ötesindeki zamansız salonlarda uzun bir istirahate çekiliyorum. Yeniden Noldor’un arasına dönene dek uzun bir zaman geçecek; soylarımızın kaderi apayrı olduğu için, belki hayatta veya ölümde bir daha karşılaşamayacağız Barahir’in oğlu. Elveda!

Sonra kendisinin inşa ettirdiği devasa kulede , Tol-in-Gaurhtoh’ta, karanlıkta öldü. Finwe hanedanının en zarifi ve gözbebeği, Kral Felagund Finrod böylece yeminini tuttu, ama Beren kederler içinde onun yanı başında kaldı.

Felagund ölmüştü ve ruhu çoktan Mandos’un Salonları’ndaki yerini almıştı. Beren ise onun yanı başında yasını tutuyordu. Acısı o kadar büyüktü ki yerinden bile kıpırdayamıyordu. İşte tam o anda Luthien geldi ve Sauron’un adasına çıkan köprüde durup, taştan inşa edilmiş hiçbir duvarın karşı koyamadığı bir şarkı söyledi. Beren onu duydu, ama rüyada olduğunu sandı, çünkü üzerinde yıldızlar parlıyor ve ağaçlarda bülbüller şakıyordu. O da yanıt olarak, Varda’nın, Morgoth’un ölümünün işareti olarak kuzey göklerine astığı Yedi Yıldız’a, Valar Orağı’na övgü olarak bestelediği bir meydan okuma çağrısını söyledi. O anda bütün gücünü yitirdi ve karanlığın içinde yere yıkıldı.

Ama Luthien onun sesini duymuştu ve o zaman daha güçlü bir şarkı söyledi. Sauron, kapkara düşüncelere dalarak yüksek kulede oturuyordu, ama Luthien’in sesini duyduğunda gülümsedi, çünkü onun Melian’ın kızı olduğunu biliyordu. Luthien’in güzelliği ve şarkısının mucizesi Doriath sınırlarını aşmış, dört bir yanda ün kazanmıştı. Onu yakalayıp Morgoth’un gücüne teslim etmeyi düşündü, çünkü alacağı ödül kesinlikle büyük olurdu. Bu yüzden köprünün üzerine bir kurt saldı, ama Huan onu sessizce öldürdü. Sauron teker teker öteki kurtları gönderdi ve Huan her birini boğazladı. Bunun üzerine Sauron, Angband’daki kurtadamların efendisi ve atası olan Draugluin’i gönderdi; onun kudreti müthişti ve Huan’la Draugluin arasındaki dövüş uzun ve zorlu oldu ama sonunda Draugluin kaçıp kuleye sığınarak, Sauron’un ayakları dibinde öldü.

Sauron o topraklarda herkesin bildiği gibi, Valinor’da köpek için kararlaştırılmış kaderi gayet iyi biliyordu ve bunu kendisinin başarabileceği fikrine kapıldı. Kurtadam suretine bürünerek, dünya üzerinde görülmüş en kudretli kişiye dönştü ve Huan’ı yenmek üzere gelip, köprünün girişinde belirdi. Yaklaşırken öyle büyük bir dehşet saçıyordu ki Huan kenara sıçradı. Bu yüzden Sauron Luthien’in üzerine atıldı ve kız, gözlerinden okunan kötü ruhunun ve berbat kokan nefesinin etkisiyle kendinden geçti. Ama Luthien bayılırken, Sauron’un gözlerine pelerininden kopardığı bir parçayı fırlattı ve üzerine aniden bir uyuşukluk çöken Sauron sendeledi. Bunun üzerine Huan fırladı. Huan ile Kurt-Sauron’un kavgası böyle başladı. Ulumaları ve havlamaları tepelerde yankılandı; vadinin karşısındaki Ered Wethrin’in duvarlarında duran nöbetçiler bu sesleri uzaktan duyup dehşete kapıldılar.

Ama ne büyücülük ne de büyü, ne pençe ne de hayvan kuvveti Valinorlu Huan’ı alt edemezdi. Düşmanını boğazından yakalayıp yere çiviledi.

Bunun üzerine Sauron kurttan yılana ve canavardan kendi formuna dönüşüp biçim değiştirdi ama bedeninden tamamen çıkıp gitmeden Huan’ın elinden kurtulamazdı. Kötü ruhu karanlık yuvasını terk etmeden önce Luthien yanına geldi ve etten giysisini bırakmasını, hayaletinin titreşerek Morgoth’a gönderilmesi gerektiğini söyledi ve şöyle dedi:

Kulenin hakimiyetini bana terk etmediğin sürece, Morgoth orada çıplak varlığını gözleriyle ebediyen delik deşik edecek ve aşağılamalarıyla sana işkenceler yapıp duracak.

Bunun üzerine Sauron teslim oldu ve Luthien, ada ile oradaki her şeyin yönetimini aldı ve Huan onu serbest bıraktı. Sauron derhal, ayın önünden geçen kocaman bir bulut gibi vampir suretine bürünüp kaçarak Taur-nu-Fuin’e ulaştı ve bölgeyi dehşete bürüyerek buraya yerleşti.

Sonra Luthien köprüde durup gücünü bildirdi ve taşı taşa bağlayan büyü bozuldu ve kapılar devrildi, duvarlar açıldı ve çukurlar açığa çıktı. Bir sürü köle ve esir, şaşkınlık ve dehşet içinde ortaya çıktılar ve uzun süre Sauron’un karanlığı içinde kaldıkları için solgun ay ışığından korunmak için gözlerini örttüler. Ama Beren gelmedi. Huan ve Luthien adada uzun uzun onu aradılar ve Luthien onu Felagund’un başında yas tutarken buldu. Acısı öyle büyüktü ki kıpırdayamıyordu ve Luthien’in ayak sesini duymadı. Luthien, Beren’in öldüğünü sanarak ona sarıldı ve karanlık bir unutuşa gömüldü. Ama Beren, ümitsizliğin çukurundan ışığa dönerek onu kaldırdı ve yeniden birbirlerine baktılar; karanlık tepelerden yükselen gün onların üzerinde parıldadı. Felagund’u kendi adasındaki tepenin üzerine gömdüler. Ada yeniden temizlenmişti ve Elf prenslerinin en güzeli Finarfin oğlu Finrod’un yeşil mezarı, ülke değişip dağılana, yıkılıp denize gömülene dek bozulmadan öyle kaldı. Ama şimdi Finrod, babası Finarfin ile Eldamar’daki ağaçların altında yürüyor.

Şimdi Beren ve Luthien Tinuviel yeniden özgürdüler ve bir zaman için mutluluklarını tazeleyerek ormanda gezindiler. Bastıran kış onlara dokunmadı, çünkü Luthien’in gittiği yerde çiçekler yeşerdi, karla kaplı tepelerin yamaçlarında kuşlar şakıdı. Huan, sadakatini gösterip efendisi Celegorm’un yanına döndü ama birbirlerine duydukları sevgi azalmıştı.

Nargothrond’da büyük bir kargaşa başgöstermişti: Sauron’un adasında esir tutulan birçok Elf geri dönmüştü ve kopan yaygarayı Curufin’in sözleri bile bastıramadı. Halk, Feanor’un oğullarından hiçbirinin cesaret edemediği işleri bir kızın başardığını söyleyerek, Felagund’un ölümüne ağıtlar yaktı. Birçok kişi Celegorm ile Curufin’in hareketlerinde korkudan ziyade hainlik olduğunu sezdi. Böylece Nargothrond halkının yüreği onların hakimiyetinden kurtulup Orodreth’e döndü. Ama o, bazılarının istediği gibi, kardeşlerin katledilmesine izin vermezdi; yine de ülkesinde Celegorm’la Curufin ne ekmek ne de yuva bulamazdı. Kardeşler atlarına atlayıp, doğudaki akrabalarını bulma umuduyla ok gibi fırlayıp gittiler. Ama hiç kimse, kendi halklarından olanlar bile peşlerinden gitmeyecekti. Çünkü herkes, lanetin olanca ağırlığıyla bu kardeşlerin üzerine çöktüğünü anlamıştı. Curufin’in oğlu Celebrimbor bile o zaman babasının yaptıklarını reddederek Nargothrond’da kaldı. Ama Huan, yine sadakatini göstererek Celegorm’un atının peşine düşüp gitti. Kuzeye doğru ilerlediler, çünkü aceleyle Dimbar’dan geçip, Doriath’ın kuzey sınırları boyunca ilerleyerek, kardeşleri Maedhros’un yaşadığı Himring’e giden en kısa yolu bulmaya niyetlenmişlerdi. Nan Dungortheb’den ve Dehşet Dağları’nın uzaktaki tehdidinden sakınıldığı için yol Doriath sınırından ilerliyordu.

Beren ve Luthien’in dolaşırlarken Brethil Ormanı’na gelip sonunda Doriath sınırlarına yaklaştıkları anlatılır. Beren burada yeminini düşünmeye başladı ve sevgisinin büyüklüğüne rağmen, Luthien kendi güvenli topraklarına ulaştığında onu bırakıp bir kez daha yola çıkmaya karar verdi. Ama Luthien’in Beren’den bir kez daha ayrılmaya niyeti yoktu ve şöyle dedi:

Luthien: İkisinden birini seçmelisin Beren: görevinden ve yemininden vazgeçip dünya üzerinde bir gezgin olarak yaşamak ya da tahtının üzerindeki karanlığın gücüne karşı savaşmak. Ama her iki yolda da ben yanında olacağım ve kaderimiz bir olacak.

Etraflarına bakmadan bunları konuşarak yürüdükleri sırada, Celegorm ve Curufin hızla ormanın içlerinden geçiyorlardı ve kardeşler onları uzaktan görüp tanıdılar. Bunun üzerine Celegorm atını döndürüp, Beren’i yere sermek için mahmuzladı. Curufin ise Luthien’i atının terkisine aldı. Beren, Celegorm’un atının önünden ileri atılıp, onu geçmiş olan Curufin’in atının üzerine sıçradı; Beren’in sıçrayışı İnsanlar ve Elfler arasında çok meşhurdu. Curufin’in boğazını arkadan kavrayıp onu geriye doğru savurdu ve ikisi birden yere düştüler. At şahlanıp düştü ve Luthien kenara savrulup çimenlerin üzerine kapaklandı.

Beren Curufin’i boğarken aslında kendisi de ölümün eşiğindeydi, çünkü Celegorm mızrağını kavrayıp atını üzerine sürdü. O anda Huan, Celegorm’a olan sadakatini bir yana bıraktı ve üstüne atladı, böylece at kenara kaydı ve devasa köpeğin yarattığı dehşet yüzünden Beren’e yaklaşamadı. Sonra Luthien kalkıp Beren’in Curufin’i öldürmesini engelledi. Ama Beren, onun eşyalarını ve silahlarını elinden alıp bıçağı Angrist’i de alıkoydu. Bu bıçağı Nogrodlu Cüce Telchar yapmıştı ve demiri sanki bir dal parçasıymış gibi yarardı. Sonra Beren, Curufin’i kaldırıp fırlattı ve ona halkının yanına dönmesini emrederek, atını da Luthien’in binmesi için alıkoydu. Celegorm, Curufin’i atının eyerine aldı ve iki kardeş gidiyorlarmış gibi yaptılar; Beren ise arkasına döndü ve sözlerine kulak vermedi. Ama utanca ve kötülüğe bulanmış olan Curufin, Celegorm’un yayını alıp Luthien’e bir ok attı. Huan atlayıp oku tuttu ama Curufin bir ok daha attı ve bu kez ok, Luthien’i korumak için önüne geçen Beren’in göğsüne saplandı. Huan koşup kardeşlerin peşine düştü onlar da korku içinde kaçarak uzaklaştılar. Huan dönerken Luthien’e ormandan şifalı bitkiler getirdi, o da o yapraklarla Beren’in yarasını örttü ve hüneriyle sevgisini birleştirip onu iyileştirdi, böylece sonunda Doriath’a döndüler.

Yeminiyle aşkı arasında kalan Beren, Luthien’in artık güvende olduğunu bildiği için bir sabah gün doğmadan kalktı ve biricik aşkını Huan’a emanet edip, çimenlerin üzerinde uyurken bırakarak büyük bir kederle çekip gitti.

Yeniden olanca hızıyla kuzeye, Sirion Geçidi’ne yöneldi ve Taur-nu-Fuin’in eteklerine ulaşarak, Anfauglith’in yıkıntılarını seyretti ve uzaklarda Thangorodrim’in zirvelerini gördü. Orada Curufin’in atını serbest bıraktı ve korku ve esareti unutup Sirion topraklarında özgürce koşmasını buyurdu. Sonra, tek başına son tehlikenin eşiğinde dururken, Luthien’e ve göklerin ışıklarına övgü olarak Ayrılış Şarkısı’nı yazdı. Çünkü artık aşka da ışığa da veda etmek zorunda olduğuna inanıyordu. Bu sözler o şarkının bir kısmıdır:

Elveda tatlı toprak ve kuzeyin göğü,
ebediyen kutsanmıştır, çünkü burada yatmıştı
ve burada koşmuştu kıvrak bacaklarıyla
Ay’ın altında, Güneş’in altında
Tinuviel Luthien
fani dilin anlatabildiğinden de güzel
Tüm yıkımlar çökse de dünyanın üzerine
ve parçalanmış ve devrilip gitmiş olsa da
bozularak kadim uçurumun içine
yine de yapılması hayırlı oldu, çünkü bu
günbatımı, şafak vakti, toprak ve deniz
Luthien bir zamanlar var olmalıydı

Ve sesinin kimin kulağına gideceğine aldırmadan, şarkısını bağıra çağıra söyledi, çünkü umutsuzdu ve çıkar yol bulamıyordu. Ama Luthien beklenmedik bir anda ormandan geçerken o şarkıyı duydu ve yanıt olarak o da bir şarkı söyledi. Uyandığında Beren’i yanında göremeyince ne yaptığını anlamış ve onu aramaya çıkmıştı. Huan bir kez daha sırtına binmesine izin vermiş ve Beren’in geçtiği yollardan hızla ilerlemişti. Huan, sevdiği bu kişilerin başlarına gelecek tehlikeleri hafifletmenin bir yolunu bulmak için düşünüp taşınıyordu. Bu yüzden, kuzeye doğru koşarken, Sauron’un adasında Draugluin’in korkunç suretini takındı ve Luthien de Thuringwethil’e dönüştü. Thuringwethil, Sauron’un habercisiydi ve Angband’a genellikle vampir suretinde gelirdi, kocaman parçalardan oluşan kanatlarının her ekleminde birer demir pençe takılıydı. Bu korkutucu suretlere bürünen Huan ve Luthien, hızla Taur-nu-Fuin’e ilerledi ve önlerine çıkan her şey onlardan kaçtı.

Yaklaştıklarını gören Beren dehşete kapıldı; ayrıca Luthien’in sesini duyduğu için de şaşkındı. Bunun, kendisini tuzağa düşürmek için yaratılan bir hayal olduğunu düşündü. Ama Huan’la Luthien durdu ve üzerlerindeki kılıkları fırlatıp attılar ve Luthien ona doğru koştu. Böylece Beren ile Luthien, çölle ormanın arasında yeniden buluştu. Beren bir süre boyunca sessiz ve mutluydu, ama sonra Luthien’i bu yolculuktan vazgeçirmeye çalıştı. Bunun üzerine Huan ikinci kez sözcüklerle konuştu ve Beren’e şu öğüdü verdi:

“Artık Luthien’i ölümün gölgesinden kurtarman mümkün değil, çünkü aşkı yüzünden zaten ölümün hükmü altında. Yazgına sırt çevirip, hayatın boyunca boş yere huzurun peşinden koşarak, onu da yanında sürgüne götürebilirsin. Ancak senin için verilmiş hükmü reddetmezsen, Luthien ya terkedilip yalnız ölecek, ya da senin önünde uzanan umutsuz ve bir o kadar da belirsiz yazgıya seninle birlikte kafa tutacak. Ne daha fazla öğütte bulunabilir, ne de sizinle yola devam edebilirim. Ama yüreğim, sizin kapıda bulacağınız, benim gözlerimle göreceğim şeyi bana söylüyor. Başka hiçbir şey göremiyorum, ama üçümüzün yolu da yeniden Doriath’a uzanabilir ve biz, sonumuz gelmeden evvel bir kez daha karşılaşabiliriz.”

Beren ikisini de içine alan o yazgıdan Luthien’in kopup ayrılamayacağını anladı ve geri dönmesi için çabalamadı. Huan’ın öğüdü ve Luthien’in maharetiyle Draugluin’in suretine büründü, Luthien ise Thuringwethil kılığındaydı. Beren, gözlerindeki zalim ama bir yandan da tertemiz parıldayan ruhu dışında, tamamen kurtadam suretindeydi. Ayın altında uluyarak tepeden aşağı doğru atıldı ve üstündeki yarasa kanatlarını çırpıp daireler çizdi. Angband’ın kapısının önünde uzanan kasvetli vadiye kadar, karşılarına çıkan tehlikeleri birer birer aştılar. Yılan gibi kıvrılan yolun iki yanında karanlık kanyonlar yükseliyordu. İki tarafta sıralanmış uçurumlar, savaş safları gibi dizilmişti ve tepelerine, korkunç sesleriyle çığıran leş yiyici kuşlar tünemişti. Önlerinde, geniş ve karanlık bir kemer gibi dağın eteğinde yükselen aşılmaz bir kapı vardı. Üzerinde ise, bin ayak yüksekliğinde dipsiz bir uçurum bulunuyordu.

Kapıda, karşılaşmayı hiç beklemedikleri muhafızı görünce umutsuzluğa kapıldılar. Etraftaki Elf prenslerinin neler tasarladığından haberi olmadığı bilgisi Morgoth’a ulaşmıştı ve ormandan sürekli Huan’ın uluması duyuluyordu. Huan’ın yazgısını hatırlayan Morgoth, Draugluin’in cinsinden bir yavru seçti ve ona kendi eliyle et yedirip, gücünü üstüne yaydı. Kurt öyle büyüdü ki hiçbir deliğe sığmaz oldu; iri cüssesiyle, daima yemeye hazır vaziyette Morgoth’un ayaklarının dibinde yatıyordu. Orada, cehennemin ateşi ve acıları içine girip yerleşti. Güçlü ve korkunç bir ruha bürünüp hırsla doldu. O günleri konu alan hikayelerde, Kızıl Ağız, Carcharoth ve Susuzluğun Ağzı, Anfauglir olarak anılır. Ve Morgoth onu, Huan gelmesin diye Angband’ın kapılarının önüne dikti.

Carcharoth, uzaktan gelişlerini gördüğünde şüphelendi. Çünkü uzun bir süre önce Angband’a, Draugluin’in öldüğüne dair haberler gelmişti. Yaklaştıklarında girmelerine izin vermedi ve durmalarını söyledi. Etraflarını saran havada garip bir şey hissedip tüm kötülüğüyle üstlerine yürüdü. Ama aniden, kadim ırklardan bir güç inip Luthien’i sardı ve çirkin suretinden çıkıp, küçük ama parlak bir şekilde Carcharoth’un kudreti önünde durdu. Elini kaldırıp uyumasını emretti ve Carcharoth, yıldırım çarpmışçasına yere yıkıldı.

Sonra Beren ve Luthien, labirent gibi karışık merdivenlerden aşağı indiler ve Elflerle İnsanların kalkıştıkları en önemli işi yaptılar. Dehşet üzerinde yükselen, ateşle aydınlanan, ölüm ve işkence silahlarıyla dolu en alttaki salona, Morgoth’un huzuruna ulaştılar. Beren kurt kılığında tahtın altına saklandı ama Morgoth, iradesiyle Luthien’i büründüğü suretten soydu ve gözünü üzerine dikti. Luthien onun bakışlarından korkmadı; kendi adını söyledi ve bir ozan usulüyle ona şarkı söylemeyi teklif etti. Morgoth kızın güzelliğine baktı, içinde ölümcül bir şehvet uyandı ve Valinor’dan kaçtığından beri tasarladığı en karanlık planı yaptı. Böylece kendi kötülüğünün tuzağına düştü, onu bir süre serbest bırakıp, düşüncesinden gizli bir zevk alarak izledi. Luthien aniden gözünün önünden kaybolarak, müthiş bir sevimlilikle, muhteşem bir gücü anlatan bir şarkıya başladı. Morgoth çaresizce dinledi ve etrafına bakınarak onu ararken gözlerine bir perde indi.

Saraydaki herkes uykuya daldı, ateşler solup söndü ama Morgoth’un başındaki taca tutturulmış olan Silmariller aniden bembeyaz parladılar. Tacın ve mücevherlerin üzerine arzu, korku ve özenle korunmanın ağırlığıyla yüklü bir dünya kurulmuş gibiydi. Bu, Morgoth’un gücünün bile kaldıramayacağı bir yüktü ve başını öne düşürdü. Bunun üzerine Luthien, kanatlı elbisesini kapıp havaya yükseldi, sesi suya düşen yağmur gibi derinden ve gizemli geliyordu. Pelerinini Morgoth’un gözlerinin önüne attı ve Öte Boşluk’ta tek başına dolaştığı zamanlardaki kadar karanlık bir rüyayı onun üzerine bıraktı. Morgoth birden toprakları kayan bir tepe gibi devrildi, tahtının üzerinden şimşek gibi savrulup, yüzükoyun yere kapaklandı. Demir tacı başından çıkıp yuvarlandı, her şey hareketsiz kalmıştı.

Beren ölü bir hayvan gibi yerde yatıyordu ama Luthien dokunup onu kaldırdı; Beren kurt suretinden çıktı. Bıçağı Angrist’i çıkardı ve Silmarillerden birini, etrafını saran demir pençelerden koparıp aldı. Onu avucunun içine alırken vücudundan bir parıltı fışkırdı. Eli ışıldayan bir lambaya dönüştü ama mücevher onu yakmadı ve dokunmasına izin verdi.

Sonra Beren, yemininden fazlasını yapıp, Silmarillerin üçünü birden götürmeyi düşündü, ama Silmarillerin yazgısı bu değildi. Beren diğerlerini koparmak için hamle edince Angrist kırıldı ve bıçağın bir parçası fırlayıp Morgoth’un yanağına isabet etti. Morgoth inleyerek kıpırdandı, Angband’daki tüm yaratıklar uykularında kıpırdandılar. Bunun üzerine Beren ve Luthien korkuya kapıldılar; ışığı bir kez daha görebilmek uğruna, dikkatsizce ve gizlenmeden kaçtılar. Ne karşılarına biri çıktı ne de peşlerine biri düştü; ama kapıda kaçamayacakları bir engel vardı: Carcharoth uykusundan uyanmış, Angband’ın girişinde öfkeyle dikiliyordu. Onlar daha Carcharoth’un farkına varamadan, o yaklaştıklarını gördü ve önlerine atıldı.

Luthien bitkin düşmüştü, kurtla boğuşacak kuvveti de zamanı da yoktu. Ama Beren kızın önüne geçti ve sağ elinde tuttuğu Silmaril’i yukarı kaldırdı ve mücevheri kurdun gözlerinin önüne doğru tuttu. Carcharoth Silmaril’e baktı ama korkmadı, yok edici ruhu bir ateş gibi alev aldı ve aniden Beren’in elini kapıverdi. Ve o anda ruhu acıyla kavruldu; Silmaril büyük bir alevle lanetli etini yaktı. Uluyarak kaçıp gitti, feryatları kapının önündeki vadide yankılandı. Öylesine korkutucu bir deliliğe kapılmıştı ki, o tarafa gelen Morgoth’un tüm hizmetkarları kaçıştı. Carcharoth önüne çıkan herşeyi yok etti ve dünyanın kuzey tarafında bir yıkım yaşandı. Carcharoth’un çıldırması, Angband’ın yıkılmasından önceki dönemde Beleriand’ın başına gelen felaketlerin en korkuncuydu, çünkü içinde Silmarillerden birinin kudreti saklıydı.

Beren bayılmış, kapının önünde yatıyordu ve kurdun dişleri zehirli olduğu için ölmek üzereydi. Luthien emerek zehri akıttı ve azalan gücünü toplayarak kanamayı durdurdu. Ama Angband’da büyük bir gürültü kopmuştu; Morgoth’un orduları uyanmıştı. O an için Silmaril macerası yıkım ve çaresizlikle sonuçlanacak gibi görünüyordu. Ama birden vadinin üzerinde, hızla kuzeye kanat çırpan üç kuvvetli kuş belirdi. Beren’in ilerleyişi ve yardıma ihtiyacı olduğu haberi tüm kuşlarla hayvanlar arasında duyulmuştu ve Huan, ona destek verebilecek tüm canlıların gözlerini üzerinde tutmalarını emretmişti. Thorondor ile diğer kartallar Morgoth’un toprakları üzerinde dolaşırken, tam da Angband’ın güçlerinin uykudan uyandığı sırada, Carcharoth’un çıldırışını ve Beren’i düştüğünü görüp hızla alçaldılar.

Luthien ile Beren’i yerden alıp bulutların arasına kadar taşıdılar. Aniden altlarında bir gökgürültüsü patladı, Thangorodrim’den ateş ve duman fışkırdı ve ortalığı harap eden yıldırımlar dört bir yana savruldu. Hithlum’daki Noldor halkı korkudan titredi. Ama Thorondor, güneşin parıldadığı, ayın bulutsuz yıldızların arasında yol aldığı gökyüzünün yüce yollarında ilerledi. Böylece hızla, Dor-nu-Fauglith ve Taur-nu-Fuin üzerinden geçip gizli Tumladen vadisine ulaştılar. Vadinin üzerine ne bulut ne de sis çökmüştü. Luthien aşağı baktığında, uzakta duran yeşil bir mücevherin beyaz parıltısına benzeyen Turgon’un güzel yurdu Gondolin’in ışıltısını gördü.

Ama Beren’in ölümden kurtulamayacağını düşünüp ağladı; çünkü ne bir ses çıkarıyor ne de gözlerini açıyordu. Zaten sonrasında da kaçışına dair hiçbir şey bilmedi. Kartallar sonunda onları Doriath’ın sınırlarına ulaştırdılar, Beren’in Luthien’i uyurken bırakıp umutsuzca yola çıktığı vadiye geldiler. Kartallar orada Beren’i Luthien’in yanına bırakıp, Crissaegrim’in zirvelerine, yuvalarına döndüler. Huan, Luthien’in yanına geldi ve birlikte, daha önce Curufin’in açtığı yarayı iyileştirdikleri gibi, bu yarayı da kapatmaya çalıştılar. Ama bu kez yara ağırdı ve zehirliydi. Beren uzun süre öylece yattı ve ruhu ölümün sınırlarında dolaştı. Sonra birden, Luthien’in umutları tükenmeye yüz tuttuğu sırada Beren gözlerini açtı ve yanında oturan Luthien Tinuviel’in yumuşak bir sesle şarkı söylediğini duydu. Ve bahar yeniden geldi.

Beren Angband’daki kaçışın ardından Tek Elli, Erchamion diye anıldı, acısının izleri ise yüzüne kazınmıştı. Ama Luthien’e duyduğu aşk onu hayata döndürmüştü, birlikte yeniden ormanda gezindiler. Luthien yuvasını, halkını ve Elf krallıklarının tüm ihtişamını geride bırakarak yabanda kalmaya istekliydi. Bir süre için Beren bu duruma karşı çıkmadı ama ne Menegroth’a dönme yeminini unutabilir ne de Thingol’ü, biricik hazinesi Luthien’den sonsuza dek ayırabilirdi. Çünkü o, son çare olmadıkça babasının isteklerini hiçe saymayı tehlikeli kabul eden İnsan yasasına inanırdı. Ayrıca, soylu ve güzel Luthien’in, evinden ve onurundan yoksun kalıp, kaba saba bir avcı gibi İnsanların arasında yaşamasını yadırgıyordu. Bu yüzden bir süre sonra onu da ikna edip, ıssız topraklardan çıkararak Doriath’a götürdü; zaten yazgıları da buydu.

Doriath’ın günleri karanlıktı. Luthien ortadan kaybolduğundan beri tüm halk kedere ve sessizliğe bürünmüştü. Anlatıldığına göre, Thingol’ün ozanı Daeron o günlerde ülkeden ayrıldı ve bir daha dönmedi. Beren’in Doriath’a gelmesinden evvelki zamanlarda o, Luthien’e şarkı söyleyip, dans etmesi için şarkılar yapıyordu ve ona aşıktı. Bu sayede Beleriand’daki ozanların en büyüğü olmuştu. Ama onun kaçışı yüzünden üstüne çöken kederle Doriath’tan ayrıldı ve umutsuzca Luthien’i arayarak, canlıların en güzeli için çağlar boyu ağıtlar yaktığı Orta Dünya’nın doğusuna vardı.

Thingol o günlerde Melian’dan öğüt istedi. Ama o, kendisinin tasarladığı yazgının tamamına ereceğini ve beklemesi gerektiğini söyledi ve öğütte bulunmadı. Ama Celegorm gizlice, Beren ve Felagund’un öldüğünü, Luthien’in Nargothrond’da olduğunu ve kendisinin onunla evleneceğini Thingol’e haber etmişti. Thingol bu sayede, Luthien’in Doriath’tan çok uzaklarda olduğunu öğrendi. Büyük bir öfkeye kapılıp, Nargothrond ile savaşmayı göze alarak, şehre casuslarını gönderdi. Böylece Luthien’in oradan kaçtığını, Celegorm’la Curufin’in de şehirden sürüldüğünü öğrendi. Kızını aramak için Feanor oğullarının yardımını istemek üzere Himring’e haberciler gönderdi. Ama haberciler kuzeyde aniden büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldılar; Doriath’a yaklaşan Carcharoth onlara saldırdı. Çıldırdıktan sonra kuzey sınırları boyunca koşturmuş sonunda kavurucu bir ateş gibi Esgalduin’in pınarlarından aşağı inmişti. Önünde hiçbir şey hatta ülkenin sınırlarını koruyan Melian’ın kudreti bile duramadı. Çünkü yazgısının götürdüğü yolda ilerliyordu ve içindeki Silmaril tarafından sürükleniyordu. Böylece Doriath’ın şiddet görmemiş ormanlarına daldı ve onu karşısında gören tüm canlılar kaçıştı. Habercilerden sadece biri, Kral’ın baş reisi Mablung kaçıp korkunç haberi Thingol’e iletti.

Tam o karanlık saatte, Beren’le Luthien hızla batıdan dönüyorlardı ve gelişlerinin haberi onlardan önce, halkın kederle oturduğu karanlık evlere bir müzik sesi gibi ulaştı. Sonunda Menegroth’un kapısına geldiler ve büyük bir ordu peşlerinden ilerledi. Sonra Beren, Luthien’i babasının huzuruna götürdü. Thingol, Beren’in öldüğünü sandığı için şaşkınlıkla bakakaldı ama ülkesinin başına açtığı dertler yüzünden onu sevmiyordu. Beren, onun önünde eğildi ve şunları söyledi:

Beren: Sözüme sadık kalıp döndüm. Benim olanı almak için geldim.
Thingol: Peki ya görevin ve yeminin?
Beren: Tamamlandı. Silmarillerin biri bende.
Thingol: Göster hadi.

Beren sol elini uzatıp yavaşça parmaklarını açtı ama elinde bir şey yoktu. Sonra sağ kolunu kaldırdı ve o andan itibaren kendisine Camlost, Boş-elli dedi. Bunun üzerine Thingol’ün kalbi yumuşadı ve Beren’i tahtın soluna Luthien’i de sağına oturtup herkesi hayretler içinde bırakan maceralarını dinledi. Thingol, bu İnsanın diğer İnsanlardan farklı olduğunu gördü ve Luthien’in sevgisi ona yeni ve tuhaf bir şey gibi geldi. Dünyanın hiçbir gücünün, onların yazgısının önüne geçemeyeceğini anladı. Bu yüzden nihayet kızının arzusunu kabullendi ve Beren, Thingol’ün huzurunda Luthien’in elini aldı.

Ama Luthien’in dönüşüyle sevince boğulan Doriath’ın üzerine bir gölge çöktü, çünkü Carcharoth’un çıldırmasının sebebini öğrenen halk daha da korkmuş, kutsal mücevher yüzünden tehlikenin artık daha korkunç bir hal aldığını ve canavarın yenilmesinin çok zor olduğunu anlamıştı. Beren, kurdun saldırısını öğrendiğinde maceranın henüz sona ermediğini fark etti. Carcharoth günbegün Menegroth’a yaklaşırken, hikayelerde daima en tehlikeli hayvan takibi olarak geçen Kurdun Avlanışı’na hazırlık yaptılar. Ava gidenler; Huan, Ağır Elli Mablung, Beleg Cuthalion, Beren Erchamion ve Kral Thingol’dü. Bir sabah yola düşüp Esgalduin Nehri’ni aştılar ama Luthien Menegroth’ta kalmıştı. Üzerine karanlık bir gölge düşmüştü ve ona güneş hastalanıp kararmış gibi geliyordu.

Avcılar doğuya ve kuzeye doğru ilerlediler. Nehir boyunca yol alıp, Esgalduin’in kuzeyindeki pınarlarda Carcharoth’a rast geldiler. Carcharoth nehrin dibine gelmiş, kavurucu susuzluğunu gidermeye çalışıyor, bir yandan da uluyordu; avcılar onu böyle fark ettiler. Carcharoth, onların gelişini görse de hemen üzerlerine saldırmadı. Esgalduin’in tatlı sularının etkisiyle acısı bir nebze hafiflemiş, şeytani kurnazlığı yeniden canlanmıştı. Avcılar bulunduğu yere yaklaşırken, kenardaki bir çalılığın içine gizlendi.

Beren, o sırada Thingol’ün yanındaydı; aniden Huan’ın ortadan kaybolduğunu fark ettiler. Ardından sık çalılıktan yükselen ulumaları duydular çünkü Huan beklemeye dayanamayıp kurdu aramaya koyulmuştu. Ama Carcharoth ondan çekinip, çalıların arasından fırladı ve birden Thingol’ün üzerine atladı. Beren mızrağıyla onun önüne geçse de, Carcharoth onu yere yıkıp göğsünden ısırdı. Huan çalılıklardan çıkıp Carcharoth’u yakaladı ve şiddetli bir dövüşe başlayıp yere yıkıldılar.

Gelmiş geçmiş en şiddetli kurt ve köpek dövüşü gerçekleşti çünkü Huan’ın ulumasında Orome’nin borularının ve Valar’ın sesi duyuluyor, Carcharoth’unki ise Morgoth’un nefretini ve çelik dişlerden daha zalim bir kötülüğü hatırlatıyordu. Korkunç bir dövüş sürüp gidiyordu ama Beren’in ağır yaralandığını gören Thingol onun yanına gidip diz çöktü.

Huan, Carcharoth’u alt etti ama uzun zaman önce dile getirilmiş yazgısı da orada, Doriath Ormanı’nda sona erdi. Ölümcül yaralar almış, Morgoth’un zehrine bulanmıştı. Beren’in yanına gelip yere yığıldı, üçüncü ve son kez sözcüklerle konuştu ve ölmeden evvel Beren’e veda etti. Beren hiçbir şey söylemeden elini başının üzerine koydu ve ayrılıkları böyle oldu.

Mablung ve Beleg telaşla Kral’ın yardımına koştular ama olup biteni gördüklerinde mızraklarını fırlatıp ağlamaya başladılar. Sonra Mablung, bir bıçakla kurdun karnını yardı; ateş içini neredeyse tamamen kavurmuştu ama Beren’in Silmarili tutan eli çürümemişti. Mablung mücevheri almak için uzandığında el yok oldu ve Silmaril pırıl pırıl ortaya çıktı. Sonra Mablung, Silmaril’i kapıp hızla Beren’in eline koydu ve Beren, Silmaril’e dokunur dokunmaz canlanıp, mücevheri yukarı kaldırarak Thingol’e uzattı ve şöyle dedi:

“Görev şimdi tamamlandı, yazgım sona erdi.”

Barahir’in oğlu Camlost Beren’i dallardan yaptıkları bir sedyenin üzerine yatırdılar ve onunla beraber Huan’ı da taşıdılar; Menegroth’a varmadan gece çökmüştü. Yavaş yavaş gelen Luthien, ulu kayın ağacı Hirilorn’un altında onlarla karşılaştı ve Beren’e sarılıp Batı denizinin ötesinde kendisini beklemesini istedi ve onu öptü. Ruhu bedeninden henüz ayrılmamış olan Beren, Luthien’in gözlerine baktı. Ama yıldız ışığı artık sönmüş ve karanlık, Luthien Tinuviel’in bile üstüne çökmüştü. Silmaril macerası işte böyle sona erdi ama Esaretten Kurtuluş, Leithian Destanı burada bitmiyor. Çünkü Beren’in ruhu, Luthien’in isteği üzerine, ölen İnsanların dönmemek üzere gittikleri, Öte Deniz’in loş kıyılarındaki Mandos’un Salonları’nda sevgilisi gelip ona veda edene dek oyalanıp durdu. Luthien’in ruhu ise karanlığa düştü ve sonunda çıkıp gitti, bedeni ise birdenbire koparılıp atılan ama bir süre kurumadan öylece kalan bir çiçek gibi çimlere uzandı.

Bunun üzerine Thingol, tıpkı ölümlü İnsanlarınkine benzeyen bir yaşlılığa tutuldu. Luthien, batı konaklarının ötesindeki, dünyanın sınırlarında bulunan Mandos’un Salonları’na, Eldalie için ayrılan yere geldi. Orada bekleyenler, düşüncelerinin kuytularına çekilmiş oturuyorlardı. Ama Luthien’in güzelliği onlardan çok üstün, kederi ise daha derindi. Mandos’un huzurunda diz çöküp şarkısını söyledi.

Luthien Tinuviel’in Mandos’a söylediği şarkı, sözcüklerle bestelenmişlerin en güzeli, Arda üzerinde duyulan en kederli şarkıydı. Bu şarkı dünyada duyulmasa da, tek bir sözüne dokunulmadan hala Valinor’da söylenir ve Valar’ı kedere boğar. Çünkü Luthien bu şarkıda, Eldar’ın pişmanlığını, İnsanların kederlerini ve sayısız yıldızın ortasında Yeryüzü Krallığı Arda’da yaşamak için Iluvatar tarafından yaratılan İki Soy’u anlatıyordu. Luthien, Mandos’un huzurunda diz çökmüştü ve gözyaşları taşların üstüne dökülen yağmur gibi ayaklarına düşüyordu. Ve Mandos, ona merhamet gösterdi; ne ondan önce ne de sonra asla böyle davranmamıştı.

Mandos, Beren’i çağırdı ve Luthien’in ona ölüm anında söylediği gibi, Batı denizinin ötesinde yeniden karşılaştılar. Ama Mandos’un, ölen insanların ruhlarını bekleyişin ardından dünyada tutmak gibi bir yetkisi yoktu; Iluvatar’ın Çocukları’nın yazgısını değiştiremezdi. Bu yüzden Iluvatar’ın hükmü altında dünyayı yöneten Valar Efendisi Sulimo Manwe’ye gitti ve Manwe, Iluvatar’ın arzusunun vahiy edildiğ en derin yerde, zihninde bir çözüm bulmaya çalıştı. Sonunda Luthien’e seçenekler sundu: çabaları ve kederi sayesinde Mandos’tan çıkıp Valimar’a gelecek ve yaşamında tattığı tüm acıları unutarak, Valar arasında dünyanın sonuna dek yaşayacaktı. Beren’in oraya gitmesi ise mümkün değildi. Çünkü Valar’ın, Iluvatar’ın İnsanlara armağan ettiği Ölüm’ü onlardan geri alma kudreti yoktu. Diğer seçeneği ise şuydu: Beren’i alıp Orta Dünya’ya dönebilir ve orada yaşamına devam edebilirdi ama yaşam ya da mutluluk vaadi olmaksızın. Üstelik artık bir ölümlü olacak ve Beren gibi ikinci kez ölecekti; kısa bir süre sonra dünyayı sonsuza dek terk edecek, güzelliği ise yalnızca şarkılarda anılacaktı.

Luthien, Kutlu Diyar’ı terk etmeyi ve orada yaşayanlarla akrabalığını bitirmeyi, yani ikincisini seçti. Böylece önlerinde ne kadar zaman olursa olsun, Beren’le yazgıları birleşebilir ve yolları, dünyanın ötesine doğru birleşerek akabilirdi. Luthien bu kararı verince Valar onları tekrar Orta Dünya’ya gönderdi ve Beren ile Luthien Ossiriand’daki Tol Galen’e, Yeşil Ada’ya yerleştiler. Burada, oğulları Eluchil Dior dünyaya geldi. Dior büyüyüp serpilince, Doriath’lı Celeborn’un akrabası Nimloth’u, hanımı olarak aldı. Dior ile Nimloth’un oğulları Elured ile Elurin’di. Bir de kızları olmuştu, onun da adını Elwing, Yıldız Serpintisi koydular.

İlk Çağ’ın 502. yılında Nauglamir konusunda anlaşmazlığa düşen Cüceler Kral Thingol’ü katlederek Doriath’tan kaçtı. Beren ve Luthien o dönemde hala Tol Galen’de yaşıyorlardı. Savaş gereçlerini kuşanmış çok büyük bir Cüce ordusunun, dağlardan aşağıya inip Sarn Athrad üzerinden Gelion’u aştıkları haberi Ossiriandlı Yeşil Elfler arasında hızla yayılmıştı. Bu haber çok geçmeden Beren ile Luthien’e de ulaştı ve o sıralarda bir haberci gelip Doriath’ta olup bitenleri aktardı. Bunun üzerine Beren harekete geçti ve Tol Galen’den çıktı. Oğlu Dior’la beraber Ascar Nehri’ne gitti ve Ossiriandlı Elflerin pek çoğu da onlara eşlik etti.

Menegroth’tan zayiat vererek dönen Nogrod ordusunun yolu tekrar Sarn Athrad’a düştüğünde görünmeyen düşmanların saldırısı başladı. Çünkü Doriath’ın yağmalanmasıyla toplanmış ganimeti yüklenmiş vaziyette Gelion’un kıyılarında ilerlerken, ormanlar bir anda Elf borularının sesleriyle çınladı ve her yönden oklar yağmaya başladı. Cücelerin pek çoğu o ilk saldırıda düştü, ama pusudan kaçabilenler bir arada kaldılar ve doğu tarafındaki dağlara kaçtılar. Dolmed Dağı’nın eteklerindeki uzun yamaçları tırmanırlarken karşılarına Entler çıktı ve Cüceleri Ered Lindon’un gölgeli ormanlarına püskürttüler; Cücelerden hiçbirinin evlerine geri dönemediği söylenir.

Sarn Athrad’daki bu muharebe Beren’in son dövüşüydü. Burada, Nogrod Kralı’nı elleriyle öldürüp Cücelerin Gerdanlığı Nauglamir’i söküp aldı ama Cüce ölürken tüm hazineyi lanetledi. Sonra Beren hayranlıkla, Morgoth’un demir tacından kesip aldığı Feanor’un mücevherine baktı; şimdi, Cücelerin ince işçiliği sayesinde altınların ve değerli taşların arasında parlıyordu. Gerdanlığı alıp üzerindeki kanı nehirde temizledi. Ve muharebe sona erdiğinde Doriath’ın hazinesi tümüyle Ascar Nehri’ne gömüldü, o zamandan sonra yeni bir isimle, Rathloriel, Altınyatağı olarak anıldı. Ama Beren, Nauglamir’i alıp Tol Galen’e götürdü. Nogrod Kralı ile çok sayıda Cücenin öldürüldüğü haberi, Luthien’in acısını hafifletmedi ama anlatıldığı ve şarkılara konu edildiği kadarıyla Luthien gerdanlığı boynuna taktığında, Valinor ülkesi dışında görülmüş en müthiş güzelliğe ve letafete sahip olmuştu ve kısa bir süre için Yaşayan Ölünün Ülkesi, Valar topraklarından bir köşeye benzedi ve bir daha dünya üzerinde başka hiçbir yer orası kadar asude, bereketli ve ışıklı olmadı.

Thingol’ün varisi Eluchil Dior, Beren ve Luthien’le vedalaşıp, karısı Nimloth’la birlikte Lanthir Lamath’tan ayrıldı ve Menegroth’a geldi. Genç oğulları Elured ile Elurin ve kızları Elwing de onlarla birlikte Menegroth’a yerleşti. Sindar halkı, onları büyük bir sevinçle karşıladı ve ölen akrabaları ile Thingol ve Melian’ın gidişiyle duydukları kederin karanlığından sıyrıldılar. Böylece Eluchil Dior kendisini, Doriath krallığının ihtişamına yeniden kavuşmasına adadı.

Bir güz gecesi geç saatlerde, bir kişi Menegroth kapılarına dayanıp Kral’ın huzuruna çıkmak istediğini bildirdi. Bu, Ossiriand’dan Doriath’a kadar koşturup gelmiş olan bir Yeşil Elf efendisiydi. Kapıdaki nöbetçiler onu, Dior’un yalnız başına oturduğu odasına götürdüler. Haberci hiçbir şey söylemeden Kral’a bir mücevher kutusu verdi ve gitti. Kutunun içinde, Silmaril’le bezenmiş Cücelerin Gerdanlığı Nauglamir duruyordu. Dior kutunun içindekine baktı ve Erchamion Beren ile Tinuviel Luthien’in öldüklerini ve İnsan ırkı için dünyanın ötesinde yazılı olan yazgıya yol aldıklarını anladı. Böylece Eldalie arasında gerçekten ölen tek kişi Luthien Tinuviel oldu ve uzun zaman önce dünyayı terk edip gitti. Ancak onun seçimi, İki Soy’u birleştirdi ve o, bütün dünya değişse bile, Eldar’ın, kaybettikleri sevgili Luthien’e benzediğini düşündükleri pek çok kişinin atası oldu.

 

Mutlaka Okuyun!

Meriadoc Brandybuck

  Irk: HobbitDil: WestronCinsiyeti: ErkekSoy: Erdiyarı Hobbitleri- Brandybuck AilesiEbeveynleri: Saradoc Brandybuck ve Esmeralda TookEşi: Estella …

Bir Cevap Yazın

Hızlı Giriş Yap:



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir