The White Tree


..::| Orta Dünya'nın Zirve Noktası |::..



Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]






Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  1. sayfa (Toplam 3 sayfa)
 [ 41 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki
Yazar Mesaj
Gönderilme zamanı: 08 Ağu 2009 08:04 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Soğuk Savaş Yılları (1945-1991)

Soğuk Savaş tabiri , II. Dünya Savaşı'nın bitimiyle başlayan büyük devletlerin birbirlerine karşı savaşmadığı fakat teoride birbirleriyle savaş içinde oldukları dönem için kullanılır. Bu dönemde büyük devletler birbirlerine karşı sıcak savaş taktiklerini kullanmasa da soğuk savaş dediğimiz iç işlerine karışma taktiklerini kullanmışlardır.


SOĞUK SAVAŞA GİDEN YOLDA DÜNYA

1800’Lü yıllarda Avrupa’da doğan Komünist düşünce sistemiyle birlikte büyük Kapitalist devletler büyük bir korku içindeydiler. Komünist düşünceye sahip insanlara uygulanan baskı Avrupa’da bir yandan da ırkçılığı doğurmuştu. Şiddete yönelik bir düzen kurulmaya başlıyordu. Bunun meyvelerini Avrupa 1900’lü yılların başlarında topladı.

1905 Yılında ilk büyük işçi grevlerinden biri St. Petersborg , Rusya’da yaşandı. Halk sokağa döküldü. Polisle çatışma çıktı ve neticesinde polis tarafından açılan ateşte yüzlerce işçi hayatını kaybetti. O gün bir devrim yapma girişiminde bulunan Vladimir İlyiç Lenin adlı bir militan. Politik suçları nedeniyle Avrupa’ya sürgün edilecekti, hiç bir şeyden habersiz.

Spoiler:
Resim

Beyaz Ordu askerleri yürüyüşçülere ateş açarken.


Lenin’in sürgün edildiği Avrupa’da ise durum hiçte iç açıcı değildi. Halk sefalet içindeydi fakat devletler sürekli silahlanma içerisindeydi. Balkanlarda sorun vardı, Alplerde sorun vardı, Belçika toprakları üzerinde sorun vardı. Avrupa tam bir barut fıçısı haline gelmişti.

1914 Yılında herkesin bildiği olay gerçekleşti ve artık tüm Dünya Güçlerinin katılacağı - resmen ya da fiilen – bir Dünya Savaşı başlamıştı.

Asya da güçler yavaş yavaş oturuyordu. Çin’de demokratlar İmparatoru devirmiş ve yönetimi ele geçirmişlerdi. Fakat yeni bir sorunla karşı karşıyaydılar. Çin’in varoşlarında doğan bir Komünizm Çin yönetimini etkiliyordu.

Japonya ise hızla silahlanan bir ülke görünümündeydi. İçine kapanan bu ülke 1905’li yıllarda Rusya’yla girdiği savaştan zaferle ayrılarak aslında pekte küçümsenecek bir güç olmadığını kanıtlamıştı ( Bkz; 1945 , Hiroşima ).

Dünya’nın geri kalanıda ise durum pek farklı değildi. Asyanın geri kalanında yeni yeni kurulan devletlerin ayakta kalma çabası, Güney ve Orta Amerika’da bağımsızlık savaşları, Afrika’da halkların yeni yeni gerçekleri görerek uykudan uyanıyor olması ile birlikte 1914 bir Temmuz ayında savaş patlak verdi.

Savaş 2 yıl boyunca Fransa’nın kuzeyinde ki çamurlu topraklara takılıp kaldı. Savaşın böyle gitmesi tüm Avrupa için bir felaket olabilirdi. ABD’nin de savaşa girmesiyle birlikte burada ki bağ çözüldü ve bir yıl içinde İtilaf Devletleri Berlin kapılarına dayandılar. Savaşın bitimi aynı anda 4 imparatorluğu daha tarihin tozlu sayfalarına gömmüştü , Osmanlı , Rusya, Avusturya-Macaristan ve Almanya.

Almanya’da temsili bir hükümet kuruldu, yönetim sözde demokratikleştirildi. Tüm fabrikalar İtilaf Devletlerinin karınlarına çalışmaya başladı. Ordu dağıtıldı. Silah denemesi yasaklandı ve yıllarca Almanya’ya dışlama politikası uygulandı.

Avusturya Macaristan’da da yeni bir hükümet kuruldu. Ordu dağıtıldı ve dışlama politikası uygulandı. Silah denemesi yasaklandı ve üretim itilaf devletlerine açıldı.

Osmanlı ise kaybedenler arasında en bahtsızları oldu. Ülke işgal edildi. Topraklar paylaşıldı. Üretim mahfedildi. Burada ise kurtuluş mücadelesi patlak verdi.

Rusya kazanan devletlerin arasındaydı. Fakat Çarlık adına en büyük kaybı onlar da yaşadı sayılabilir. Bolşeviklerin başlattıkları isyan 1917 yılının Ekim ayında Moskova’da son buldu. Ertesi gün Moskova’da kırmızı bayrak üzerine orak çekiç dalgalanıyordu. Rusya’da ki devrime müdahale gecikmedi. ABD Rusya’nın en doğu ili olan Vladivostoğa asker çıkarttı. her şeye rağmen Rusya’da Komünistler düzeni kurmayı başardılar. Sistemi oturttular. Savaş anlarında yaşadkları sefaleti hızla düzeltmek için sanayileştiler ve bir süre sonra artık Dünya’nın en büyük güçlerinden biri olmaya aday oldular.

Savaştan çıkan bir diğer imparatorluk ise Japonya idi. Fakat Japonya –şahsi görüşümdür- savaştan en mutlu çıkan ülke oldu. Asya içlerinde topraklarını genişleten Japonya Çin’in bir kısmına hakim oldu. Ayrıca Kore’yi de ele geçiren Japonya bir anda çok büyük bir güç oldu.

Amerika’da Japonya’dan sonra en mutlu çıkan ülkelerden birisiydi. Zira savaşa çok geç zamanda katılan Amerikan askerleri zaten yorulmuş olan Alman askerlerine karşı başarılı olmakta pek zorlanmadılar. Savaş bitiminde de rakipleri olan İngiltere, Fransa, Rusya gibi ülkeler sefaletin içine sürüklenmişlerdi. İngiltere çok büyük paralar dökmüştü savaşa ki bu ekonomisinin uzun bir süre kendisine gelememesine neden olacaktı.

Savaşın bitimiyle birlikte ülkeye dönen insanlar inanılmaz şiddete yönelik bir hayat sürdürmeye başladılar. Yıllarca siperde kalan dönem erkekleri önce 1921 yılında İtalya’da ardından da 1929’da Almanya’da Faşizmi doğurdular. Almanya ve İtalya son olmadılar. 1930’lu yıllarda İspanya’da çıkan iç savaşın sonucunda da Faşizm bu sefer İspanya’ya sıçramış oldu.

Faşizm ve Komünizm. İki bir araya gelmeyecek düşünce sistemi Avrupa’da karşı karşıya gelmişti. Korkunç gelecek doğmak üzereydi. Böyle bir ortamda birde Türkiye’de ki Özgürlük Savaşı ve beraberinde gelen Cumhuriyet Rejimi güçler dengesini bir anda alt üst edebilirdi.

Batı Avrupa ülkelerinin kapana kısıldığı, Pazarlarını birbir kaybettiği böyle bir dönemde doğan 1929 Büyük Ekonomik Buhran binlerce yüzbinlerce insanın açlıktan ölmesine neden oldu.

Almanya’da Hitler, İtalya’da Mussolini ve Rusya’da Stalin bu ekonomik buhrandan hızla kurtulan üç lider oldular. İngiltere ve Fransa ise battıkları çamurdan bir türlü çıkamıyorlardı.

Savaş her an patlayabilirdi. Çin’de çıkan iç savaş nedeniyle ipler yine gerilmişti. Faşistler ve Komünistlerin savaşı Çin’de milyonlarca insanın ölümüne neden olacaktı.

1936 – 1945 Yılları arası bilgileri için ;http://www.thewhitetree.org/e107bb/viewtopic.php?t=3080

II. Dünya Savaşı 50 milyon insanın ölümüne onmilyonlarca insanın evsiz kalmasına neden olmuştu. Savaş bitmişti evet ama artık yeni bir düzen kurulmalıydı.

Savaştan en kârlı çıkan iki ülke Sovyet Rusya’sı ve Kapitalist Amerika oldu. İngiltere ve Fransa’nın artık gücü tükenmişti. Aynı şekilde Almanya’nın ikiye ayrılması söz konusuydu, İtalya’nın da durumu pek iç açıcı değildi, Japonya yıllarca ödeyemeyeceği bir borç batağına girmişti.

İşte böyle bir ortamda başladı Barış Konferansları.

İlk görüşme Yalta’da başladı. Savaş o zamanlar devam ediyordu fakat sonucu resmen ortadaydı. Almanya ve Japonya kaybedecekti. Fakat kazanan tarafların bundan kazancı ne olacaktı ?

İlk tartışma Sovyet Rusya’nın hâla Japonya ile savaşta olmaması durumuydu. Roosevelt’in uzun uğraşları sonucu Stalin savaş bitiminde Japonya’ya savaş ilan etmeyi kabul etti. Buna karşılık bir çok konuda da taviz elde etmişti.

Güney Sakhalin ile civarındaki adaların, Port Arthur deniz üssü ve Kuril adalarının SSCB'ye verilmesi , Mançurya’nın Çin'in egemenliği altında kalmakla birlikte, Doğu Çin demiryolları ve Güney Mançurya Demiryollarının Rusya ile Çin tarafından ortak işletilmesi; 1924'de Dış Moğolistan'da kurulmuş, ancak Çin tarafından reddedilmiş olan Halk Cumhuriyeti statükosunun korunması kabul edildi. Uzak Doğu hakkındaki bu antlaşma son derece gizli tutuldu ve hatta Chiang Kai-Sek'e(Çin Devlet Başkanı) dahi bildirilmedi.

2. Konu Almanya’nın parçalanması oldu. Almanya üç işgal bölgesine ayrılacak, fakat İngiltere ve Amerika kendi bölgelerinde Fransa'ya da bir kısım bırakacaklardı. Aynı şekilde Berlin şehri de ortak işgal altında bulunacaktı.

3. Konu Tazminat konusuydu. SSCB, Almanya'nın 20 milyar dolar tamirat borcu ödemesini ve bunun yarısının kendilerine verilmesini; bahsekonu borcun da ya-nsımn iki yıl içinde makina, sınai teçhizat seklinde menkul sermaye olarak; geri kalan bakiyenin de 10 yıl içinde Almanya'nın çeşitli ürünlerinden ödemesini; Alman ağır sanayiinin % 80'nin yo-kedilmesini teklif ettiler. Sovyet teklifi Amerika ve İngiltere tarafından çok ağır bulundu ve 20 milyar rakamı esas olmak kaydıyla ödeme şekli müteakip müzakerelere bırakıldı.

4. Konu Birleşmiş Milletler konusu oldu. Burada bahis konusu olan veto ve üyelik meselesiydi. Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri için veto ilkesi kabul edildi. Üyelik konusunda ise Sovyetler, Türkiye başta olmak üzere SSCB ile diplomatik münasebet kurmamış olan Güney Amerika devletlerinin Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na üye olarak alınmamalarını teklif etti. Müzakereler sonunda; 1 Mart 1945'e kadar ortak düşmana savaş ilan etmiş olanların üyeliğe alınmalarına karar verildi. Bu karar üzerine Türkiye, 23 Şubat 1945'de Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etti.

Tartışmalar sırasında Sovyet Rusya ve Batı arasında sürtüşmeler yaşanmıştı. Bu durum Soğuk Savaş’ın yaklaştığının habercisiydi.

7 Mayıs 1945’te Almanya savaştan çekildi. Büyük devletler son bir kez Almanya’nın Potsdam kentinde bir araya geldiler.

Konferansta Berlin ve Viyana’yı 4 değişik işgal bölgesine ayırdı, Rusya’nın uydu devleti konumunda olan Romanya, Bulgaristan ve Macaristan’la batı devletlerinin barış yapmasını sağladı fakat ABD ve Birleşik Krallık bu ülkelerde ki Komünist rejimleri tanımayacaklarını açıkladı bu bir kez daha batı ve doğu arasında ki ipleri gerdi.

Rusya işgalinde ki İran boşaltıldı.

Bu soğuk savaş başlamadan önce ki son konferans oldu ve bundan sonra artık bu 3 büyük ülkenin lideri bir araya gelmekten hep kaçınacaktı.

SOĞUK SAVAŞ’IN BAŞLANGICI ;

II. Dünya Savaşı’nda hızla güçlenen Sovyet Rusya Macaristan, Romanya, Makedonya, Çekoslavakya, Yugoslavya, Polonya, Letonya, Litvanya ve Estonya’da komünist bir rejim kumuştu. Amerika ise kendi kurtardığı ülkelerde yani İtalya, Fransa gibi ülkelerde güçlü bir Kapitalist düzen kurmuştu.

Bu iki güç her an karşı karşıya gelebilirdi. Böyle bir ortamda SSCB’de gizli bir ajan olan Igor Gouzenko’nun Rusya’da edindiği belgelerle birlikte Amerika’ya kaçmasıyla birlikte ipler koptu.

Kaçırdğı belgelerde Rusya’nın Nükleer çalışmaları, Stalin’in gizli tuttuğu savaş stratejileri ve bunun gibi bir çok bilgi bulunuyordu. Bu bilgilerin ABD’nin eline geçmesini kabul etmeyen Stalin peşinden ajanlar gönderdi. Gouzenko önce Kanada’ya kaçmıştı. Kanada’da kimin yanına giderse gitsin yardım alamayan Gouzenko çareyi ailesiyle birlikte bir apartmanda saklanmakta buldu. Peşinden gelen Sovyet Ajanlarından haberdardı. Ottawa’da saklanan Gouzenko Adalet Bakanlığına gitmek için gece yarısı yola koyuldu fakat Adalet Bakanlığında hiçbir nöbetçi yoktu. Evine geri dönen Gouzenko , Apartmana giren Sovyet Ajanlarını fark ettiğinde onu bir komşusu saklamaya karar verdi. Bir süre sonra bölgeye varan Ottawa polisiyle birlikte durum ciddiye binmişti. Gouzenko belgelerle birlikte yeri bilinmeyen X Kampına götürüldü. Burada İngiltere’den ve Amerika’dan ajanlara bilgileri verdi. Fakat Gouzenko halen Kanada’nın elindeydi. Kanada’nın o dönem ki lideri olan William Lyon Mackenzie King Sovyet Rusya ile arasının açılmaması için onu Sovyet Rusya’ya teslim etmeye karar verdi.

Fakat Amerikan Ajanların onu ikna etmesiyle birlikte Gouzenko’nun Kanada’da kalması sağlandı. Gouzenko’nun Sovyetler’e teslim edilmemesi 40 yıl sürecek olan Soğuk Savaşın da başlangıcı olmuştu.

Buraya kadar olan bilgileri size çat pat vermek istedim çünkü yine de başlangıcı hakkında bir haşinalık olmalıydı.

Soğuk Savaş yılları kimi tarihçiye göre Yüzyıllarca süren kanlı savaşların bir yansımasıydı kimi ne göre ise Dünya Tarihinin en asi gençliğinin Büyük Devletler tarafından kullanılmasının sonucu.

Bana göre ise Soğuk Savaş yıllarının elbet bir gün geleceği belli olan bir şeydi. Taa 1800’lere gittiğimizde hızla artan Sosyalist güç, Hızla vahşileşen Kapitalist güç ve en sonunda bir Kapitalist ve bir Sosyalist iki süper gücün doğuşu.

SOĞUK SAVAŞ ( 1945 – 1950 arası Dönemi )

Soğuk Savaşın ilk silahlı olayı ise İran Krizi oldu. 1946’li Yıllarda Sovyet Tankları halen Tahran’ı işgal altında tutuyorlardı. Sovyet’lerin İngiltere ile birlikte İran’a girmesinin sebebi ise Şah Rıza Pehlevi’nin Hitler’e karşı sempati beslediğini söylemesiydi. Oğlu Rıza Pehlevi ise işgal güçleri tarafından yeni Şah seçildiler. Stalin İran’da ki gücünü arttırabilmek için Kuzey’de Güney Azerbeycan Cumhuriyeti ve Kürt Cumhuriyet’lerini kurmuştu. Böylece gücünü pekiştirmek niyetindeydi. Fakat ABD’nin baskısı üzerine Sovyet Rusya İran’dan çekildi.

Ardından Mahabad’a giren İngiliz ve İran birlikleri burada şehrin meydanında 4 Kürt Lideri asarak idam ettiler.

Böylece İran’da Rıza Pehlevi Şah olmuş ve Batıya dönük bir rejim kurmuştu. İran’da yaşananlar Sovyet Rusya ve Amerika’nın arasını artık iyice açmıştı.

İran’ın kaybından sonra gözler Çin’e dönmüştü. Çin’in üzerinde ki Japon işgali kalkmış. Çin’de 20 yıldır süren iç savaş tekrar şiddetlenmişti. Mao Zedung komutasında ki Sosyalistler hükümete doğru yürüyürorlardı. Ayrıca Kızıl Ordu da Kuzey Çin’ê girmişti. Fakat Çin’de ki Faşistlerin lideri ve hükümet lideri Chiang Kai-Shek burada ki Japon’ların direnmesi gerektiğini ve buraları Komünistlere terk etmemeleri gerektiğini vurgulamıştı.

28 Ağustos 1945’te Mao Zedung ve Chiang Kai-Shek Chonqing’te bir araya gelerek bir ateşkes antlaşması imzaladılar. Ülke tekrar yapılanmaya girmişti. Her iki tarafta birbirlerine karşı temkinli olarak yaklaşıyorlardı. Fakat Japonya’yla devam eden savaşta Rus Kuvvetleri tüm Mançurya’yı yani tüm Kuzey Çin’i işgal etmişti. 700.000 Japon askeri esir alınmıştı. İlerleyen zamanlarda Chiang Kai-Shek Mançurya’nın Komünistlerin eline geçtiğini kabullenmekten başka çaresinin olmadığını anlamıştı. Fakat Chiang Kai-Shek ne yapıp edip Japon’ların arkada bıraktığı mühimmatları Mao Zedung’un askerlerinin sahiplenmemesini sağlamalıydı.
Spoiler:
Resim
Chiang Kai - Shek ve Mao Zedung ateşkesten sonra birleşmiş milletler sorumlularıyla beraber.

Çin’de bunlar yaşanırken Yunaistan’da bir iç savaş başlamıştı. İkinci Dünya Savaşıyla birlikte Yunanistan İngiliz işgaline girmişti. Olası Sovyet İşgalinden korumak istenen Yunanistan İngiltere ve ABD’nin gözdesiydi.

Savaş sırasında Mısır’da sürgünde olan Yunan Hükümeti halkını yönetemiyordu. Böyle bir ortamda Yunanistan’da bir çok siyasi direniş örgütü kurulmuştu. Bunların nerdeyse tümü Komünistlerin yönetimi altına girmişti. 1943 Yılında Yunanistan’da ki bu örgütler ve en güçlü örgüt olan Ulusal Özgürlük Kanadı arasında bir anlaşmazlık çıktı. 1944 Sonbahar’ına kadar süren bu anlaşmazlık en sonunda çözüldü. İkinci dalga ise 1944 Aralık ayında başladı. Yunanistan’ın özgürleşmesiyle birlikte EAM( Ulusal Özgürlük Kanadı ) Atina’yı ele geçirdi. Fakat EAM yenilgiye uğratıldı. Bunun üzerine EAM politik olarak güçlenmeye başladı.

Çin’de devam eden sağ-sol sürtüşmesinde de büyük olaylar yaşanmıştı. 1946 Yılında Ruslar ganimetlerle birlikte ülkelerine döndüler. Fakat Amerika’lılar gemiler ve helikopterlerle sağ kanada mühimmat yağdırdılar. Temmuz 1946’yla birlikte Çin Komünist Partisi ve Sağ kanat arasında bir savaş başlamış oldu. Çin 3 yıl sürecek olan bir iç savaşa girdi.

Yunanistan’da ise savaş sokaklara sıçramıştı 1944 yılından beri sokaklara inmeyen Gerilla tipi örgütlenmeler. Sonunda sokaklara inmişlerdi. Sağ – Sol çatışmasına dönüşen çatışmalar Yunanistan’ı adım adım iç savaşa sürüklüyordu.

Spoiler:
Resim
Sokak savaşları sırasında Atina , 1944


1946 Yılına gelindiğinde Yunanistan’ın kuzeyinde bulunan üç solcu komşu sürekli solcu gerillalara yardımda bulunuyordu. Böylece durum Birleşmiş Milletler tarafından tartışmaya alındı. 24 Aralık 1947’de olan oldu ve Solcuların lideri konumunda ki General Markos ‘’ Geçici Demokratik Yunan Hükümeti’ni. ‘’ kurdu ve 10 Maddelik bir program hazırladı. Programda Sovyet Rusya ve üç solcu komşuyla ( Bulgaristan, Arnavutluk ve Yugoslavya ) sıkı ilişkilerden söz ediliyordu. 1946 Sonlarında Yunanistan Demokratik Ordusunun sayısı 15.000’e ulaşmıştı. Yunanistan hükümeti bu güçle baş edemeyecek kadar güçsüz durumdaydı. Gerilla savaşı sürdüren DSE ( Yunan Demokratik Ordusu ) Atina’da bombalı saldırılar düzenledi. Yunan gerillarının uğradığı köylerde Gerillalara mühimmat tedarik edenler , ulusal ordu tarafından idam ediliyorlardı. Amerikan ve İngiliz subayları da Yunan Ulusal Ordusunu eğitiyorlardı ve Yunan Ordusunun sayısı 90.000’i aşmıştı.

Buna karşılık Yunan Demokratik Ordusunun sayısı 20.000’i geçmiyordu ve destek nerdeyse iyice azalmıştı. Yunan Ordusu DSE üzerinde ki baskısını her geçen gün arttırmaya başladığı bir anda Yunan Gerilları Yunan Ordusuyla cephe savaşı yapmaktan kaçınmaya ve belli Garnizonlara saldırarak dağlara çekilmeye başladı. Bu seferde ibre DSE’nin tarafına dönmüştü. Savaş Kuzey Yunanistan’a yığılmıştı. Yunan Hükümeti de DSE’yi destekleyen hatta kimisine göre DSE’nin siyasi kanadı olan KKE’yi yani Yunanistan Komünist Partisini yasakladı ve üyelerini sürgüne gönderdi. Böylece DSE’yi yalnızlaştırmak istiyorlardı. 1947 Aralığında Konitsa’da 1.200 DSE savaşçısının öldürülmesi DSE’ye çok ağır bir darbe vurmuştu.

Yunanistan’da gittikçe şiddetlenen savaşın yanı sıra Çin’de Komünistler Güneyden saldırıya geçmiş ve Komünistleri kapana kıstırmışlardı. Amerika KMT’yi yani Çin Sağ kanadını milyon dolarlık mühimmatlarla beslemeye devam ediyordu. Hatta Amerika gidişatı durdurmak için Güney Çin’e 50.000 denizci çıkarttı. Amerika’lı General Marshall’ın da söylediği gibi Sovyetlerin Çin’lileri desteklediğine dair hiçbir kanıt yoktu. Fakat Amerika’nın tüm desteklerine rağmen Komünistler Japon askerlerinden kalan mühimmatları ele geçirdiler. Ayrıca KMT’nin en iyi eğitilmiş olan bir tümeni taraf değiştirerek Komünistlerin kanadına geçtiler. Böylece Komünistler tüm gücü ellerine almışlardı. Ayrıca 30-40.000 civarında da Kore’li Komünistte Komünistlerin tarafında savaşa katılmışlardı. Mao Zedung’a göre Kore’li mühendislik öğrencilerinin tamir ettikleri demir yolları ve köprüler olmasaydı savaş en azından 3 – 4 yıl daha uzayabilirdi. Bu sözler Kore’lilerin savaşa faydalarını kanıtlıyordu.

Mart 1947’de Faşistler Komünistlerin başkenti Yenan’ı ele geçirdilerse de 1948’lerin sonlarına doğru Komünistlerin Çin’in en önemli şehirlerinden ikisi olan Shengyang ve Changhun’u ele geçirmelerine mani olamadılar. Faşistler her ne kadarda ulusal anlamda mükemmel bir desteğe sahip olsalar da, ne kadar mühimmat ve sayı olarak Komünistlerden üstün olsalarda. Askerler arasında inanılmaz bir moralsizlik ve ‘’ Ne için savaşıyoruz. ‘’ duygusu doğmuştu. Zira Japonya’nın işgalini destekleyen Chiang Kai-Shek’in tarafındaydılar ve Çin halkı da Komünistlere inanılmaz bir destek vermişlerdi ve bir süre sonra da Komünistler kuzeyi tamamen ele geçirdiler ve Faşistleri hızla güneye sürmeye başladılar. 1949 Yılında Güney Batı Çin tamamen Faşistlerden arındırıldı ve Faşistlerin arkalarında bıraktığı silahlar Komünistlerin eline geçti. Mao 900.000 askerini KMT’nin başkentinde ki 700.000 askeri ele geçirmek için gönderdi sadece bir sokakta bile 60.000 kaybın yaşandığı bu savaşta Komünistler 250.000 kayba karşın 600.000 Faşisti ele geçirdiler. 1949’ın ortalarında Faşistler ülkeyi terk ettiler.

Pekin’e zafer nidalarıyla giren Mao Zedung 1940’ların başında başlattığı büyük yürüyüşü sona erdirmiş oldu ve 1 Ekim 1949’ta Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ilan etti. Ayrıca 2 Milyon Faşist Çin’li de Tayvan’a kaçmıştı.

Spoiler:
Resim
Kızıllar Pekin'e giriyor,

Resim

Mao Zedung Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulduğunu ilan ediyor.


Böylece Soğuk Savaş yıllarının ikinci silahlı çatışmasından Kızıllar başarıyla ayrıldı.

Bu sırada Yunanistan’da devam eden savaş gittikçe hükümetin eline geçiyordu. Fakat Konitsa savaşında ki kayıplara rağmen DSE 1948 yılında gücünün zirvesine ulaştı. Atina’nın 20 km. yakınında ki Attica’ya kadar yaklaşan DSE ve Gerillaları hükümeti korkutmaya başlamıştı. Kadınlardan ve Erkeklerden oluşan 20.000 kişilik bu ordu iktidara yürüyordu. Bir yandan da KKE’nin üye sayısı 400.000’i aşmıştı. DSE 1948 Yıllarının sonuna gelindiğinde ise artık Pelopenne şehrinin %70’ini kontrol ediyordu.

Savaşın gidişatı KKE ve DSE’den yana iken ipler koptu. KKE ve DSE’nin çözülmesinin nedeni askeri değil aksine politik bir nedendi. 4 Temmuz 1949’da Sovyet Rusya ve diğer Doğu Bloğu sakinleri Yugoslavya’nın Devrimci lideri Tito ile bağlarını kopardılar ki Tito DSE ve KKE’nin 1944’ten bu yana en büyük destekşçisiydi. KKE ve DSE bu yüzden bir seçim yapmak zorunda kaldı ya Tito ya da Stalin’i seçecekti. Zachairadis komutasında kiler Stalin’i seçerek Tito yanlılarını tasfiye ettiler. Bunun üzerine Tito Yugoslavya – Yunanistan sınırını DSE militanlarına kapattı ve Yugoslavya’da ki kamplarını dağıttı. KKE ve DSE’nin tek çaresi artık Arnavutluk sınırıydı fakat bu bölge çatışma noktasına çok uzaktı.

Komünistlerin Stalin’i seçmeleri onlara şehirden gelen desteği de bir anda kesmişti. 1949 sonlarında Komünistler Pelopenne’de 20.000 askerleriyle esir düştüler. Pelopenne’den çekilen Komünistlerin ardından şehri çeteler yönetmeye başladılar.

1949 Haziran ayında Yunan Hükümeti yeni bir saldırı başlattı saldırıyla birlikte DSE çok büyük ağır kayıplar verdi. Bunun üzerine DSE’nin iki lideri Arnavutluğa kaçtı. Fakat Yunanistan’da halen sayıları 2.000i bulan 2 DSE bölüğü bulunuyordu. Ulusal Ordunun baskıyı gittikçe arttırmasıyla bu 2.000 kişi de ya öldürüldüler. Böylece Komünistlerin umudu suya düşmüş oldu. Lider kadro Özbekistan’a kaçtı. Yaralılar ve geriye kalanlarsa çeşitli Komünist Doğu Avrupa ülkelerine dağıldılar. 1949 Yılının sonlarında Zachariadis Hükümetle bir ateşkes antlaşması imzaladı bu antlaşma Yunan İç Savaşınıda bitirmiş oluyordu. Doğu Yunanistan’da Stalin’in egoları yüzünden kaybetmişti.

1947 Yılında Amerika başkanı Truman Birleşmiş Milletler toplantısında Komünizmle mücadele veren tüm ülkelere destek sağlayacağını duyurdu. Ama bu doktrinin asıl amacı Türkiye ve Yunanistan’dı. İşte bu yıllarda Türkiye’ye 100 Milyon Yunanistan’a ise 300 Milyon Dolar yardımda bulunuldu.Bu doktrin Truman Doktrini olarak anılacaktı.

Truman Türkiye’ye yaptığı bu yardımların sonucu olarak Atatürk’ün getirdiği Köy Enstitüleri, Milli Şeflik, serbest seçimlere dayanan Demokrasi gibi bazı Sovyet Yapılanmalarına benzer yapılanmaların kaldırılmasını talep etti.

Truman Doktrini’nin ikinci bir özelliği ise Yunan İç Savaşı’nı Batı Bloğuna kazandırması olmuştu ve böylece Çin’de yedikleri golün telafisini yaratarak durumu 1-1’e getirmişlerdi.

Truman Doktri’nin bir diğer sonucu ise resmen Soğuk Savaş’ın başladığının belirtilmesi olmuştur.

Yine Amerika’dan gelen bir yardım ise Marshall Plânı ile geldi. Dışişleri başkanı Marshall Harvard Üniversitesinde 1947’de yaptığı açıklamasında Avrupa ülkelerinin savaş sonrası kalkınmaları için bir ekonomi paketi hazırlayacaklarını duyurdu. Bu paket ilk açıklandığında 16 ülkeye uyarlandı bunlar; İngiltere, Yunanistan, İsveç, Fransa, Belçika, İtalya, Portekiz, İrlanda, Hollanda, Lüksemburg, Türkiye, İsviçre, İzlanda, Avusturya, Norveç ve Danimarka’dır. Toplamda yapılan yardım ise aşağı yukarı 6 Milyar Dolar olmuştur. Yardımlar 6 Milyar dolarla sınırlı kalmadı ve ileri ki yıllarda 12 milyara kadar çıktı. Marshall Plânı Doğu Bloğu ülkelerini de kapsıyordu fakat hiçbir Doğu Bloğu ülkesi Marshall Plânından yararlanmadı.

Bunun üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Molotov’da 1947 yılında Doğu Bloğu ülkelerine yardım edeceklerini açıkladı. Rusya’nın yardım paketinde ise Polonya, Çekoslavakya, Doğu Almanya, Macaristan, Romanya ve Bulgaristan yer aldı. Molotof Plânı ayrıca bu ülkelerin birbirleri arasında daha sıkı olması gerektiğine dikkat çekiyordu.

Marshall Yardımlarından yararlanmak isteyen Çekoslavakya’da 1948 yılında Komünistler hükümeti tamamiyle ele geçirdiler ve Marshall Plânından yararlanmak isteyen Sağ Parti mensuplarını ya sürgüne ya da hapse gönderdiler. Bu durum Çekoslavakya’da Sovyet rejim yanlılarının artmasına ayrıca Çek halkının Sovyet’leri eleştirmeye başlamalarına neden oldu.

Avrupa ve Çin’de tüm bunlar yaşanırken. Vietnam’ın kuzeyinde Komünistler Fransa kontrolünde ki bölgeye saldırdılar. Kamboçya, Laos ve Vietnam’la savaşan Viet Minh örgütü 1949 yıllarında Sovyet ve Çin’in desteğini arkasına alarak Vietnam’ın kuzeyinde hükümeti ele geçirdiler. Bunun üzerine Sağcılar ve Fransızlar güneye Komünistler kuzeye göç ettiler. Vietnam Savaşı’nın ayak sesleri duyulmaya başladı.

STALİN-TİTO KOPMASI

Diğer ülkelerin aksine Yugoslavya Sovyet Rusya ya da Batılı devletlerin yardımı olmadan özgürlüklerini kendileri kazandılar. Yugoslav Partizanlar kendi güçleriyle Belgrad’ı Nazi işgalinden kurtardılar. Mareşal Josip Broz Tito bunda büyük bir rol oynadı. Tito savaşın bitimiyle beraber hükümetini kurdu. Yugoslavya Komünist Partisinin başına geçerek Yugoslavya’da başkanlık koltuğuna oturdu fakat. Sovyet Rusya olmasa Yugoslavya’yı kalkındıramazdı. Sovyet Tankları Yugoslavya’dan çekildikten itibaren Sovyet Mühendisleri ülkeyi tekrardan eski haline getirmeye çalıştı. 1945-1948 arasında Yugosla Uçak Savarları 4 Birleşmiş Milletler uçağını düşürdü. Ayrıca Tito Yunan İç Savaşında da Yunan Komünistlere büyük destek sağladı.

Tüm bunlar Tito’yla Batının arasını açmıştı. Fakat Tito’nun arkasında olan Stalin batıyla bu kadar erken bir savaşa girmek niyetinde değildi zira Sovyet Rusya’da hâlen kendi yaralarını sarma aşamasındaydı. Tito’yla kopmalar başlıyordu. İkinci bir kopma nedeni ise Tito’nun Moskova’yı Komünizmin başkenti olarak görmemesiyle geldi. Tito’yla Stalin’in arasını açan son hamle ise Tito’nun Güney Slavları olan Bulgarlarla Kuzey Slavları olan Yugoslavları birleştirmek istemesi oldu. Bu Stalin’i çileden çıkartmıştı ve iki lider arsında ki ilişkiler sonlandırıldı. Tito ve Stalin’in kavgası Komünizmin kendi içinde ki ilk kaybı olacaktı.

1948’de Amerika Batı Almanya’nın para birimini değiştirdi böylece Doğu Berlin’i ekonomik olarak dara sokmayı pLânladılar. Fakat Stalin’in emriyle Sovyet Tankları Batı Berlin’e giden tüm demir yollarını ve otobanları ablukaya aldılar. Batı Berlin günlerce yiyeceksiz bırakıldı. Bunun üzerine Doğu Berlin’e de geçmeyen hammadde dolayısıyla Doğu Berlin’de açlıkla karşı karşıya geldi. Berlin’in her iki tarafına da hammadde akışı uçaklarla sağlandı. Doğuya Sovyetler Batıya Amerikalılar hammadde aktardılar. 1949 Yılına kadar Batıda ekonomi iyice kötüye giderken Doğu Sovyetlerin ve diğer ülkelerin sürekli yardımlarıyla ayakta kaldı ve 1949’ta Stalin Sovyet Tanklarını geri çekti. Berlin’in ablukaya alınması 1940’lı yılların en sert ve son olayı oldu. Bundan sonra artık her iki taraf arasında ki ipler iyice gerilmişti.

Spoiler:
Resim

Berlin'liler mühimmatların uçaklarla şehre gelişini izliyor.



Dipnot ; Roma Tarihi konusu Soğuk Savaş Tarihi konusuyla beraber devam edecektir.

Dipnot vol.2 ; Konular 10 yıl 10 yıl devam edecektir.
*

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 09 Ağu 2009 12:49 pm 
Esgaroth'lu İnsan
Esgaroth'lu İnsan
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Keşke bunu ödevim olduğunda bulabilseydim :D çok güzel bir paylaşım olmuş eline sağlık.


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 09 Ağu 2009 02:55 pm 
Yalnız Dağ Cücesi
Yalnız Dağ Cücesi
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Türkiye toprakları nükleer füze görmüşmüdür sizce ? Evet, yukarıda anlatılan soğuk savaş sayesinde bir zamanlar Türkiye'de nükleer Jüpiter Füzeleri mevzilendirilmiştir, Sovyetlere fırlatılmak üzere...

İyi ki zamanında çöktü, Allah korusun soğuk savaş sıcak çatışmaya dönüşşeydi, 4. yü gerçekten sopalarla yapmak zorunda kalacaktık...

_________________
Let İt Be..


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 09 Ağu 2009 03:50 pm 
Istari
Istari
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Evet Jüpiter füzeleri Sovyetlere atılmak için yerleştirilmişti ancak Küba Krizinden sonra kaldırıldı yada biz öyle biliyoruz

Çok güzel bir konu Pavluska herzamanki gibi devamını bekliyoruz

_________________
Resim

Fornost....Hearth of Arnor


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 09 Ağu 2009 03:55 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
1950 – 1953 Yılları Arası Soğuk Savaş

Berlin Ablukası , Doğu Bloğunun kurulması ve Kore'de çıkan sürtüşmeler artık soğuk savaşın fiilen de başladığının kanıtlarıydılar.

1897 yılında Japonya Çin’i mağlup ettikten sonra gözünü Kore’ye dikti ve aynı yıl Kore İmparatorluğunu işgal etti. 1919’da Shangai’da yaşayan Kore’liler , temsili bir Kore Hükümeti kurdular. Böylece Japonya’nın Kore hükümranlığını da reddetmiş oldular. 1919-1925 Yıllarında Kuzey’de Komünistler Japonya’ya karşı bir kurtuluş savaşı başlattılar. 1937’e gelindiğinde Japonya yarım adayı Koloni olarak kullanmaya başladı. Koloni lideri , General Minami Jiro, Kore dilini kullanmayı ve kültürünü geliştirmeyi yasakladı, Kore’liyim demek vatan hainliği kabul edildi ve cezası idam oldu ve halka yavaş yavaş kendilerine Japon demeleri özendirildi. 1939’da Güney Kore’liler askere alınmaya başlandı. Fakat böyle bir ortamda Kuzey Kore’li Komünistler Çin’de ki İç Savaşta Mao Zedung’un yanında savaşa katıldılar. Hem Çin gibi bir ülkenin Komünist rejimi seçmesi hem de , Kore’de ki kurtuluş savaşı için bu savaşa katılmak ve eğitim almak onlar için çok önemliydi.

Yi Pom Sek komutasında ki Milliyetçi Kore’liler Güney Çin’de Amerika’lılara karşı Japon’larla savaşırken , Komünistlerde Kuzey Kore’de Japonlara karşı savaşmaya devam ettiler(Aralık 1941 , Ocak 1944)

II. Dünya Savaşı’nın ABD’nin lehine dönmesiyle birlikte Japon’lar Kore’yi yağmalaya başladılar. Bu durum ayaklanan 60.000 Kore’li sayısını 300.000’e çıkarttı. 2.6 Milyon Kore’li Japon ordusunda savaşa katılmış, 700.000’e yakın Kore’li Kadın Japon ordusunda sexüel obje olarak kullanılmış, 1.8 Milyon Kore’li ise savaş boyunca Japonya’nın çeşitli adalarında çalıştırılmıştı.

Savaşın bitimi yaklaştığında Japonya ana karasının %32’lik iş gücünü Kore’liler oluşturuyordu. Hiroşimaya ve Nagazaki’ye atılan bombalarla bu iş gücünün %25’i de hayatını kaybetti.

Yalta Konferansında Sovyet’ler hem Japonya’ya savaş ilan etmeyi kabul etmişti hem de Kuzey Kore’yi işgal hakkı elde etmişti. Ayrıca Güney Kore’de Batı güçleri tarafından işgal edilecekti ve 10 Ağustos’ta (1945) Kızıl ordu Kuzey Kore’ye girdi. Fakat 38. Paraleli geçmemesi gerekiyordu.

Japon orduları kumandanı General Yoshiro Zokui , Kore’de bulunan Amerika’lı general John Rodge’yle temasa geçerek Rus’ların 38. Paraleli geçtiklerini ve güneye doğru ilerlediklerini iletti. Amerika’lılar buna inandılar. 38. Paralale gelen Amerikan Tankları 38. Paralelin hemen kuzeyinde Sovyet tanklarını görünce geri dönmek zorunda kaldılar. Bu durum ülkede kargaşa çıkmasına neden oldu. Ayrıca Amerika ve Sovyet Rusya o sıralar kurulacak olan Kore hükümetinin ideolojisini tartışmakta idiler. Komünistik düşüncelerle kurulacağını düşündükleri için Amerika’lılar Kore Halk Cumhuriyeti adına karşı çıktılar. Bunun üzerine güneyde ve kuzeyde isyanlar patlak verdi halk sokaklara döküldü.

Bunun üzerine Amerika’nın geçici olarak kurduğu askeri hükümet, Güney’de ki tüm Komünist aktiviteleri ve Komünist Partiyi yasakladı. Kuzeyde bu durum daha büyük yürüyüşlerin yapılmasına neden olacaktı. 1946 Yılında ise Busan’da başlayan Demir Yolu işçilerinin Grevi , bütün Güney Kore’ye sıçradı. 3 gün sonra Güney Kore Polisi 3 Öğrenciyi vurdu. Bunun üzerine Busan Üniversitesi öğrencileri karşı atağa geçtiler ve ele geçirdikleri bir karakolda 38 polisi öldürdüler.

Bu durum üzerine Amerika yönetime Amerika’lı olmayanları getirdi. Bu sırada Sağ Partilerin kurduğu koalisyonun başkanı Syngman Rhee Kore’de hiçbir yabancı gücün kalmaması gerektiğini vurguladı. Bunun üzerine Amerika Sovyetler’e verdiği desteği geri çekerek, seçimleri başlatacağını açıkladı. Seçimlerin Güney Kore tarafından düzenlenecek olması Sovyet Rusya’yı çileden çıkarttı ve Kuzey Kore de dahil olmak üzere Komünistlerin kontrolünde ki bölgelerde seçimleri boykot etmeyi kararlaştırdı fakat her şeye rağmen seçimlerden Sağ Koalisyon çıktı ve 18 Ağustos 1948’te Güney Kore Cumhuriyeti kuruldu.

Bunun üzerine Kim II-Sung liderliğinde Kuzey Kore Halk Cumhuriyeti kuruldu. Kuzey’de ki Kapitalist ve Faşistler güneye , güneyde ki Komünist ve Anarşistler ise Kuzey’e göç ettirildiler. Her iki hükümette bir an önce silahlanma politikasını başlattı. İki tarafta Kore’nin kendi ideolojileri doğrultusunda yönetilmesi gerektiğini savunuyordu. Amerika’da eğitim gören Syngman Rhee Güney Kore’de 4 Komünist Milletvekilini kurşuna dizdirdi. Bunun üzerine Kuzey Kore Birleşmiş Milletlere Güney Kore’ye gireceğine dair 4 ayrı mesaj gönderdi. Bunların her biri reddedilince.

Kuzey Kore Halk Ordusu , üstü örtülü Çin Halk Cumhuriyeti desteğiyle 25 Ekim 1950’de güneye girdi. Bunun üzerine Güney’de ki 50 CİA ajanı Kore’yi terk etti. Himalayalara kaçan 50 CİA ajanı burada KGT( Rus ajanları)’ye bağlı ajanlar tarafından yakalanalarak idam ettirildi. 30 Gün sonra Kuzey Kore orduları 38. Paraleli geçti. Şafakla birlikte Top atışları başlatan Kuzey Kore’liler hızla içlere doğru ilerlemeye başladılar. 27 Ekim 1950’de Kore Savaşı’nın seyri bir anda değişti ve Amerika Başkanı Truman Güney Kore Rejimine destek için hava ve deniz kuvvetlerini harekete geçirdi.

Bunun üzerine Kuzey Kore ‘’ Kore’nin yabancı güçler tarafından işgal edilmeden önce kurtarılması gerektiğini.’’ Vurguladı ve Anavatan Özgürlük Savaşı adını verdikleri savaşı başlattı. Kuzeyin askeri gücü o an itibariyle 231.000 askerden oluşuyordu. Savaşın daha ilk günlerinde Güneyin 6 şehri düşmüş bununla beraber Amerika’lıların Kore’lilere bıraktıkları 274 M-46 tankı da Kuzeylilerin eline geçmişti. Ele geçen 4 Havaalanında bulunan 19 Amerikan uçağı ise Kuzey’lilerin gözünde Güney Kore’yi ‘’ Amerikan Uydusu ‘’ haline getirdi. Kuzey’in ele geçirdiği uçaklar ve tanklarla birlikte Güney Kore ordusunun elinde hiçbir zırhlı mühimmat kalmamıştı ve sadece 95.000 askerle Seoul’ü korumaya çalışıyordu.

Güney’lilere göre Amerika ana karasından gelecek yardım Kore’ye ulaşana kadar savaş bitecekti. Fakat Amerika’lılar desteği Amerika’dan getirmektense , Asyada bulunan diğer bölgelerden asker yardımı getirmeyi makul buldu.

Başkan Truman’ın Birleşmiş Milletlerde yaptığı , ‘’ Komünistler , Hitler ve Mussolini gibi Kore’de hareketlenmeler yaratıyorlar. Bunlara izin vermemeliyiz. Güney Kore’li dostlarımız bizden yardım beklemekteler. Eğer biz bugün onlara Özgür Dünya olarak yardım etmezsek diğer küçük hükümetler bizim Komünizme karşı olduğumuza nasıl inanacaklar ve nasıl Komünist Komşularına karşı mücadele edecekler. ‘’ konuşmasıyla BM’yi Kore’ye asker çıkartmaya ikna etti. Truman’a göre Güneyin tutunmaya çalıştığı son kale olan Pusan düşerse Kuzey’liler Güney’lileri ve önceden karaya çıkan birkaç yüz kişiden oluşan Amerika’lı birlikleri denize kadar sürüklerdi. Bunun üzerine çoğunluğu Amerikan olmak üzere bütün BM ülkeleri harekete geçti.

5 Eylül 1950’de Japonya’da bulunan ilk Amerikan birlikleri Kore’ye ayak bastılar ve Sosan’da Kuzey Kore’lilerle karşı karşıya geldiler. Eylül ayının sonları geldiğinde bütün Kore Kuzey’lilerin hakimiyetine geçmişti sadece Güney Doğuda birkaç şehir Güney Kore’nin elindeydi. Amerika ve BM güçlerinin ülkeye tamamen yerleşmesiyle birlikte Kuzey’liler geri çekilmeye başladılar. O sıralarda tüm gücünü Tayvan’ın alınmasına veren Çin Halk Cumhuriyeti bu duruma karşı tepkisiz kalamazdı. Kuzey Kore Batılı güçler tarafından parçalanıyordu. Ayrıca Sovyet Rusya’da bu duruma sessiz kalıyordu. Bunun üzerine Mao Zedung BM’ye gönderdiği mesajında 38. Paralelin geçilmesi halinde Çin’in savaşa müdahele edeceğini duyurdu.

Kasım 1950’ye gelindiğinde Amerikan ordusu Kuzey Kore askerlerini sadece birkaç şehirde kuşatmaya almıştı. Kuzey Kore kaybediyordu. İşte böyle bir ortamda General McArthur’un yaptığı ‘’ Kurulacak yeni devlet Güney Kore hükümetinin ideolojisi doğrultusunda kurulacaktır. ‘’ açıklaması Kuzey Kore sınırında bekleyen Çin’li gönüllüleri harekete geçirdi. Sınırı geçen Çin’liler Kuzey Kore’lilerle birleşerek sayılarını 800.000’e çıkarttı ayrıca savaşa girmeleriyle birlikte bir çok Amerikan birliğinide savaş dışına ittiler. Ocak 1951’e gelindiğinde artık Amerika’nın Kore’de ki güçleri Çin’lilerle mücadele etmeye yetmiyecek hale gelmişti. Komünizm korkusuyla bölgeye gelen Türkiye ve Yunanistan gibi bazı milletlerin de katkısıyla Amerika gücünü %50 artırarak. Çin’in güneyi işgalini durdurmayı başardı. 1911’in sonlarına gelindiğinde ise savaş 38. Paralelde dengelendi. Savaş artık her iki tarafa da bir şey katmayacak hale gelmişti. Hatta her iki tarafa da zararı söz konusuydu. Bunun üzerine taraflar barış masasına oturdular. Görüşmeler ancak 1953 Temmuz’unda sona erdi.
Spoiler:
Resim

Önde Amerikan işgalinden dolayı Çin sınırına kaçan mülteci arkasında bir Amerikan tankı,

Resim

Kızılların güneyi işgalinden dolayı Güneyin elinde kalan noktalara göç eden mülteciler ,

Resim

Amerikan askerlerine teslim olan Kuzey Kore Halk Ordusu askerleri ,

Resim

Amerikan Hava Kuvvetlerinin bombaladığı bir Kuzey Kore şehri ,

Resim

Kuzey Kore'yi bombalayan bir Amerikan Uçağ ,

Resim

Kuzey Kore topçularının dövdüğü Seoul ,

Resim

Komünist oldukları nedeniyle idam edilenler,


Böylece Kore Savaşı resmen bitmiş oldu. Savaş Dünya Tarihinin en kanlı savaşı oldu. 38. Paralel doğrultusunda insanlar birbirlerini boğazlayarak öldürmek zorunda kaldılar. Siper savaşı haline dönüşen 38. Paralel Savaşı yüzbinlerce kişinin mezarı haline geldi.

Kore Savaşı Amerika’ya Komünizmle savaşta tek rakibinin Rusya olmadığını kanıtladı. Yeni bir rakip doğmuştu, hızla sanayileşen ve gücüne güç katan, ekonomisi bir Dünya Devi olmaya aday Çin. Amerika’nın bu savaşa harcadığı 50 milyar dolar Vietnam Savaşında harcanacak paraların yanında bir hiç sayılır.
Spoiler:
Resim

Kore Savaşı'nın gidişatı 1950-1953 .
Resim

Bir Amerikan Generali , Bir Türk Albayına madalya takarken , Türk Albayının duyduğu Gurur (!) ( Tahsin Yazıcı )

Kore Savaşıyla birlikte bir sayfa daha kapanmış oldu. 1951 Yılında başka bir konu başlıyordu. İran’da Şah Rıza’nın kurduğu Parlementoda bulunan Muhammed Musadek 1951 yılında İngiltere’nin kontrol ettiği İran Petrol Rezervinin %100’ünü millileştirerek , tüm batılı güçlerin gözünü tekrardan İran’a çevirdi.

Musadeğ’in bu hareketi halkın ilgisini çekmişti. Bir anda halk Musadeği desteklemeye başladı. Fakat bu durum İngiltere’yi çığrından çıkarmıştı. Sırf bu yüzden İngiltere İran Petrolünün tüm Dünya genelinde boykot edilmesini sağladı.

Ardından Truman’ın yerine geçen Eisenhower’ın emriyle CIA ve MIA16 örgütlerinden gizli ajanlar İran Başbakanlık mevkisine sızdılar. Bu sırada İran’da yapılan seçimlerden Musadek lider olarak çıkmıştı. İran adım adım bir iç savaşa sürükleniyordu.

İç karışıklıktan yararlanan CIA ajanları ülkede bir anda Komünizm gelecek korkusu yarattı. Bunun üzerine halk sokaklara döküldü. Musadeğ’i Komünist ve Vatan Haini ilan eden ordu 1953 yılında hükümeti ele geçirdi ve Musadek idam edildi. Bunun üzerine yerine cunta lideri Fazullah Zahedi geçti ve 1954’te İran petrol rezervlerinin %75’inin Amerika tarafından işletileceğine dair bir antlaşma imzaladı.
Spoiler:
Resim
Parlementoyu basan Amerikan-İngiliz otoritesinde ki İran ordusu .

İran’da yaşananlar , ileri de yaşanacakların adeta ayak sesleriydi.

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 09 Ağu 2009 10:43 pm 
Istari
Istari
Kullanıcı avatarı
Karanlığın Hizmetkârları


Çevrimdışı
Pavluska üstat yeni yazısına başlamış. :) Hemen okumaya başlıyorum. :)

_________________
I applied my heart to know wisdom and to know madness and folly. I perceived that this also was chasing after the wind. For in much wisdom , is much grief and he who increases knowledge , increases sorrow.


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 12:37 am 
Esgaroth'lu İnsan
Esgaroth'lu İnsan
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
NATO denen kuruluş işte bu yıllarda SSCB tehdine karşı Avrupa ve AMERİKA'yı birleştirmiştir ve önemli görevler üstlenmştir.Ayrıca dünya casus ve ajanlardan dolayı bir satranç tahtasına dönmüştür.

_________________
Resim
Resim
Resim

Yaşayan pek çok kişi ölümü hakeder. Ölülerin de bazıları yaşamı. Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile sonu göremez.


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 03:27 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
1953 Yılı ;

1952 Temmuz’unda Almanya Sosyalist Birleşik Partisinin ikinci konferansı Doğu Almanya’da düzenlendi. Walter Ulbricht’in sloganı ‘’ Sosyalizm’in sistematik aşılaması. ‘’ ile Almanya’nın Sovyetleştirilmesinin pekiştirilmesi ve devletin Sosyalist Ekonomiyi daha da güçlendirmesi gerektiği kararı alındı.

Bunun üzerine Tarım Reformları uygulanmaya başladı. Böylece Tarım parayı ödeyenin değil emeği verenin olacaktı, fakat bu durum ülkede büyük ekonomik problemleri doğuracaktı. Bunun nedeni Sovyet Rusya’nın Doğu Almanya ekonomisinden Silahlanmasını istemesiydi bu yüzden 1952’de silaha ayrılan bütce %11’e çıkartıldı.

SED ( Almanya Birleşik Sosyalist Partisi )’in de onayıyla Doğu Almanya ekonomisi ağır sanayiye yöneldi. Bunun üzerine fabrikalara gereken yüksek elektrik gücü , halkın her gece bir kez elektrik kesintisi yaşamasına neden oldu.

Ekonominin bir anda kötüye girmesiyle birlikte halk batıya göç etmeye başladı. Doğu Almanya’da bir çok Politik mahkumun bulunması da halkı bezdirmeye yetiyordu. Fakat mahkumların %95’i Nazi Almanya’sında ki yüksek yetkililerdi.

Olaylar böyleyken 16 Temmuz’da Doğu Berlin’de 80’e yakın işçi maaşlarının kesileceği şikayetiyle greve başladılar. Sayıları hızla artan işçiler ikinci gün nerdeyse 10 katı bir sayıyla greve devam ettiler.

Batı Almanya’da bulunan bir Amerikan Radyosu halka , Doğu Berlin’de büyük bir grevin başladığını ve onlara yardım etmeleri gerektiğini söyleyince ortalık bir anda karıştı.

17 Temmuz’da şafakla beraber 40.000 Protestocu sokaklara döküldüler ve şehirde ki önemli bölgeleri işgal ettiler. Protestocuların isteği eğitimin iyileştirilmesi ve silahlanan ekonominin düzene sokulması oldu. Bunun üzerine SED yöneticileri sokağa inerek halkla konuşmaya çalıştı. Batı Almanya’lıların Doğu’da kileri desteklemesi ve onlara birleşin bizle çağrıları yapması üzerine Doğu’lular Doğu Almanya’nın feshini ve Batı Almanya’ya katılınması gerektiğini vurgulayınca. Hükümet eylemcileri durdurmak için güce başvurdu ve Sovyet Rusya’dan askeri destek istedi. 16 Sovyet Bölüğü ve 20.000 Alman askeri bunun yanı sıra 8.000 Halk Polisi göreve çağrıldı.
Spoiler:
Resim
Sovyet tankı sokaklardan geçiyor.

Sovyet Tanklarının olaya karışmasıyla çatışma çıktı. Asıl olaylar Marx-Engels Parkı yakınlarında yaşandı. Sovyet askerleri ve Polis ateş açınca bir çok sivil gösterici hayatını kaybetti. Batı Almanya’ya göre 316 , Doğu Almanya’ya göre ise o gün 125 insan hayatını kaybetti. Fakat Doğu’ya göre ölenlerin 116’sı SED yöneticisiydi bunlar Batıdan Doğuya geçen Batılı milliyetçiler tarafından yapılmıştı. 2000’e yakın insan olaylarda yaralandı ve 5.106 gösterici tutuklandı ayrıca bunların 109’u idam cezasına çarptırıldı. Fakat idam edilenlerin hepsi gösterici değildi bunların büyük bir çoğunu sivil halka ateş açan Polis ve Askerlerdi. Doğu Almanya’da yaşanan bu olaylar Batı tarafından yıllarca kullanıldı.

Fakat yakalanan göstericilerin çoğunun Batıdan Doğuya kaçan Milliyetçiler olduğu bir çoğununsa bazılarının CIA ajanı olduğu anlaşılan kişiler tarafından kışkırtıldığı ortaya çıktı. ( Aralık 1954 , 17 Temmuz Davası )

1954 Yılında Guatemala’da Komünistlerin kurduğu hükümet, CIA ajanlarının girişimleriyle birlikte bir darbeyle yıkıldı. Bu durum Güney Amerika’da Komünist ayaklanmaları beraberinde getirdi.

1954 Yılında Vietnam’da sona eren 1. Çinhindi savaşı sonucunda Cenova’da toplanan Konferans Vietnam’ın ikiye ayrılması kararını aldı. Karara göre Kuzey Komünizmle yönetilecekti, Güney ise Amerikan korumasında bir uydu devlet olacaktı.

Böyle bir ortamda 4 büyük devlet SSSCB , ABD , BK ve Fransa Cenova’da bir araya geldiler. Amaç uluslar arası tansiyonu azaltmaktı. Dört ana konu tartışılacaktı bunlar , Terörle Mücadele ( Sovyet Rusya için , Kapitalistler , Batılılar için Komünistler ), Silahlanma Yarışı, Ticaret ve Silahsızlandırma Politikası. Cenova Zirvesinde tartışılan bu dört konunun 3’ünden olumlu yanıt çıktı fakat Sovyet Rusya’nın Terörle Mücadele konusunda verdiği sert cevaplar ortamı tekrar germeye yetecekti.

Stalin’in ölümünden sonra, Doğu Avrupa ülkelerinde ki çözülmeler devam etti. Doğu Avrupa ülkelerinde Kişisel İnançların varlığı ve onların Sonuçları tartışılmaya başlandı. Özellikle Polonya’da bu durum büyük önem kazanıyordu. Zira Polonya’lı Komünistler Stalin’in uydusu olan Polonya Birleşik İşçi Partisi’nin bir çok asil Polonya’lı Komünisti idam ettiğini savunuyorlardı ve eğer düzen değişecekse bu Sovyet Komünizmi olmayacaktı. Böyle bir ortamda Polonya’da Anti Komünist yapılanmanında destekleniyor olması Polonya’yı hepten bir barut fıçısına çevirmişti.

Bu ortamda Poznan’da liderlere karşıt olan bir grup kuruldu. Grup Polonya’nın bağımsızlığını talep ediyordu. İşçiler sokaklara dökülmeye başladılar. Otoritenin tüm söylemlerine rağmen ülkede yaşam koşulları sürekli düşüyordu ve bu durum bir süre sonra İşçileri büyük grevlere itti. Poznan şehri Polonya’nın en sanayileşmiş kentiydi. 1955 Baharında tansiyon daha da arttı. 10.000’lerce işçi Stalin’in Metal Sanayilerinde yüksek vergileri protesto etmek için sokaklara döküldüler. Yerel yöneticiler duruma müdahele edemiyorlardı. Durum daha da karışmasın diye Polonya Başbakanlığı grev yapanlardan bir delegenin Varşova’ya gelmesini talep etti. Bunun üzerine 23 Temmuz’da 27 işçiden oluşan bir delege yola çıktı. 26 Temmuz akşamı delegeler geri döndüler. Geri dönen delegeler hallerinden memnun görünüyorlardı ve bir çok temel haklar kazanmışlardı. Fakat ertesi sabah demir-çelik işçileri alınan bu hakları aç köpeğin önüne sürülen süt olarak gördüler ve büyük kalabalıklar halinde fabrikanın önünü kapattılar.

Saat 6:00 civarında demir-çelik işçilerine katılan diğer işçilerle beraber büyük bir grev patlak verdi. Sanayinin %80’e yakını grevdeydi. Yönetim, onlara yüksek maaşlar ve başka türlü temel haklar önerdiler. Varşova’dan gelen delegenin kazandığı haklarında üstündeydi bu haklar. Saat 9 civarında 100.000 civarında ki bu grup Poznan Kalesinin önünde toplandı şehre yayılan bu grup. Polis merkezlerini ve bir çok politik merkezi işgal ettiler. İşçiler daha ucuz yiyecekler, daha yüksek maaşlar ve işçi haklarında çok daha makul haklar istiyorlardı. Polonya Başbakanı bölgeye vardı ve işçilerle konuştu fakat işçiler ‘’ Hiçbir yöneticinin bu durumu artık durduramayacağını. ‘’ söylemesiyle , bir çok poliste kalabalığa karıştı.

10:00 Civarında bir grup Provakatörün , şehrin doğu yakasında delegelerden bir kaçının tutuklandığını duyurması ile birlikte halk galeyana geldi. 10:50 gibi şehir hapishanesini basan Kalabalık içinde Nazi Liderlerininde bulunduğu yüzlerce kişiyi serbest bıraktı. 11:30 Civarında ise hapishane güvenliği kalabalığa ateş açtı. Fakat kalabalık onları etkisiz hale getirdikten sonra Komünist Partiyi ve Güvenlik Bürosunu yağmaladılar. 6’ya kadar şehrin bir çok Devlet Binası yağmalandı. Fakat şehre birkaç km. uzakta ki Askeri okulda hareketlenmeler başlamıştı. Öğrenciler silahlandırıldılar. Bu arada eylemciler Mahkeme binasını ve Polis bürolarını ateşe verdiler. Ertesi sabah 30 Tank ve 2 Kamyon asker şehre girdi. Bunlar Askeri öğrenciler değildiler. Fakat bölgeye gelen bir çok asker silahlarını bırakmak zorunda kaldılar. Hatta 2 tank göstericiler tarafından ele geçirildi. 1953 Doğu Almanya Eylemlerinde ki olayların yaşanmasını istemeyen Polonya’dan Sorumlu Rus General Konstantin Rokkosovsky durumu ele almaya karar verdi. Bu olayın gidişatını tümden değiştirmişti. Rusya’dan gelen yetkililer öğlen 2 civarı Polonya’ya vararak tüm yetkileri üstlendiler. Rus yetkililer bölgeye asker sevkettiler. Şehir bir anda yüzlerce asker ve eylemciyle dolmuştu. Her şey bir ateşi bekliyordu. Eylemcilerle konuşan birkaç Asker , bazı Batı Alman uyruklu kişilerinde aralarında olduğunu ve genelde onların ortalığı ateşe verdiğini öğrendi.

Ertesi gün Poplavsky komutasında ki 10.630 asker daha şehre girdi. Şehir anında askerler tarafından sarılmıştı. Akşam 9 Civarında 756 kişi tutuklandı. Şehrin birkaç bölgesinde askerlere taş atan göstericilere asker ateşle cevap verdi. Eylemler 30 Temmuz’a kadar sürdü. 30 Temmuz günü , Başbakan konuşmasında ‘’ Şehir hepten kuşatılmıştır ve şehirde batılı olduğunu öğrendiğimiz birkaç provakatör bulunmaktadır. Unutmayınız ki onlar Polonya’nın bağımsızlığının asıl düşmanlarıdır ve onlardır ki Nazi işgaline sessiz kalanlardır. Siz Provakatörler unutmayınız ki elbet yakalanacaksınız ve cezanız şimdiden kesilmiş olacaktır. ‘’ bunları söyledi. Bu konuşma askerler tarafından saatlerce kalabalığa dinletildi.

Gösteriler bir süre sonra sona erdi. Olaylardan sonra 57 kişi idam edildi 600’e yakın kişi yaralandı. Bu olaylar Berlin ve Tahran’dan sonra Batılıların karıştırdığı 3. şehir oldular.

1950’li yılların ortalarında bir başka olayda Macaristan’da yaşanmıştı. II. Dünya Savaşından sonra Macaristan’ı işgal eden ve ülkede kendi rejimini kuran Sovyet Rusya ülkeden çekileli yıllar olmuş ama ülke halen bir Rus Uydusu görevi görüyordu. Hayat şartları her geçen gün daha kötüye gidiyordu. 22 Ekim 1956’da Macaristan’da Teknik Üniversite Öğrencileri yasaklanan öğrenci örgütleri için sokaklara döküldüler ve 23 Ekim’de büyük bir yürüyüş yapacaklarını duyurdular.

23 Ekim günü öğleden sonra 20.000’i aşkın protestocu yürüyüşe katıldı. Yazarlar Sendikası başkanı Peter Veres kalabalığa bir manifesto okudu ardından kalabalık ulusal marşlarını söylemeye başladılar. Yürümeye başlayan kalabalık , ‘’ Köle olarak Kalmayacağız’’ sloglanlarını atıyorlardı. Kalabalıkta bazı kişiler Macaristan Bayrağında ki Komünist flamayı söküyorlardı. Saat 6 Civarında kalabalık tekrar toplanmak üzere dağıldı . Saat 6 Civarında ise 200.000e yakın bir kalabalık bu sefer Parlemento binası önünde toplandı. Saat 8 civarında milletvekilleri Öğrenci ve Yazarların taleplerini dinlediler. Her şey mükemmel gidiyordu. Her şey barışçıl bir izlenimdeydi. Fakat Ero Gero adlı bir milletvekilinin sert bir tepkisi üzerine kalabalık taleplerini daha sert bir mizaçla anlatmaya başladı. Polis milletvekilleri ve kalabalığın arasında kordon oluşturdu. Kalabalığın isteği Budapeşte Kilisesinin yıkıldıktan sonra yerine yapılan Stalin heykelinin yıkılmasıydı.

Milletvekillerinin bunu reddetmesi üzerine kalabalık Stalin heykelini zorla devirdi ve yerine Macaristan bayrakları dikti.

Ardından kalabalık Polis güçleri tarafından korunan Budapeşte Radyosu civarında toplandı. Kalabalık taleplerini radyodan duyurmak istiyordu fakat görevliler buna izin vermediler. Kalabalığın öfkesi artıyordu işte bu sırada polislerden birisinin tabancası ya bilerek ya da bilmeyerek ateş aldı. Kalabalık hınçla Polislere saldırmaya başlayınca göz yaşartıcı gazlar kullanıldı. Kalabalığın üstüne ateş açıldı. Bu sırada bir çok gösterici hayatını kaybetti. Macar Askerleri bölgeye ulaştıktan sonra Kalabalığın etrafını sardı ve onları sakinleştirmeye çalıştı. Bazı eylemciler Macar Askerlerinin omuzlarında ki Kızıl yıldızı sökmeye çalışıyordu ama aksine kalabalıktan bazılarıda ‘’ Sovyet Faşizmine hayır, Yaşasın Komünizm ‘’ şeklinde sloganlar atıyorlardı. Bu durum bir çok kişinin de aklını karıştırıyordu. Her iki gruptanda insanlar bir araya gelmişti. Askerler durumu kontrole alamayınca çığrından çıkan kalabalık polis arabalarını ateşe verdi. Askeri Cephaneliklerde ki silahlar kaçırıldı ve polise karşı kullanıldı. Ortalık bir anda savaş yerine dönüyordu. Bazı yerlerde Komünist Rejimin sembolleri yağmalanıyordu.

23 Ekim gecesi Macar Yönetimi Sovyet’lerden destek istedi. Ertesi gün Macar Tankları Sovyet Tankları ve Uçaklarının korumasında Budapeşte’ye girdi. Parlemento binasını boydan boya tanklar çevirdi. Şehrin çeşitli önemli noktaları askerler tarafından korumaya alındı. Bir süre sonra birkaç eylemci bazı Sovyet Tanklarını içinde ki askerleri öldürerek ele geçirdi ve bazı bölgelerde de Sovyet Askerlerine ateş açıldı.

Tüm bunlara rağmen Macar eylemciler’den bir kaçı , Macar Polisi tarafından ateşe verildi. Bunun üzerine eylemciler gözlerini Sovyet’lere değil Macar yetkililere çevirdiler.

Bölgede ki Sovyet askeri yetersizdi. Hatta bir çok Sovyet Askeri üniformasını çıkartıp onlara katılmıştı. Macar Kadınlarının bazıları Sovyet askerlere ilgi gösteriyorlardı. Budapeşte sokakları artık tamamen düzenden çıkmıştı. Heryerden silah sesleri geliyordu. Bir çok bölgede Sovyet Askerlerinin bazıları Macar Polisiyle bile çatışabiliyordu.

Böyle bir ortamda 25 Ekim günü kalabalık tekrar Parlemento binasına yürüyüşe geçti . Macar Polisi göstericilerin üzerine tekrar ateş açtı. Bunun üzerine bir çok Sovyet Askeri de Macar Polisine ateş açtı. Bir süre sonra Parlemento kalabalığın eline geçti. Bir çok milletvekili Sovyet Rusya’ya kaçtı. Fakat kalabalığın Komünist bir rejim getireceğini sanan Sovyet askerleri devrimcilerin yönetimi ele geçirmesiyle beraber tek tek öldürülmeye başlandı. Bunun üzerine Sovyet askerleriyle kalabalık arasında yeni bir çatışma patlak verdi.

Kalabalık Sovyet Tanklarına karşı Molotof kokteylleri kullanıyorlardı. Bu sırada yeni kurulan Macaristan Devrim Hükümeti hızla tüm ülkeye yayılmıştı. Komünist düşünceli bir çok eylemci öldürüldü, komünizme ait kitaplar yakıldı, Hükümet binasında ki Kızıl Yıldızlar söküldü. Sovyet sempatizanı olduğu anlaşılanlar idam ediliyordu. Yeni yönetim baskıya karşı gelmişti fakat bir başka türlü baskı uyguluyordu.

Doğuda bunun adına Beyaz Terör konulacaktı. Neyse devam edelim; Macaristan’ın bazı şehirlerinde Sovyet birlikleri eylemcileri bastırmayı başardılar. Bir çok şehirden de bu devrime katılmayacakları bilgisi geldi. Yeni yönetim kapana sıkışmıştı. 28 Ekim günü Sovyet birlikleri ve Macar yöneticiler arasında ateşkes imzalandı. 30 Ekim günü Sovyet Tankları Budapeşte’yi terk ettiler. Fakat Macaristan’dan çıkmayan Sovyet Birlikleri her an çatışmaya hazır beklemeye başladılar.

Spoiler:
Resim

Kafası kopartılan Stalin heykeli


Yeni Hükümet ; 29 Ekim günü Nagy komutasında yeni bir Macaristan Hükümeti kuruldu. Bunların çoğu Nazi İşgali öncesi yöneticilerdi. Yeni hükümet Tek Parti yönetimini reddetti. Birçok politik suçlu serbest bırakıldı. Kapatılan gazeteler tekrar açıldı. Açık olanların çoğu ise kapatıldı. Faşist partiler tekrar açıldı( Nazi işgali döneminde açılan , Sovyet işgaliyle kapatılan partiler ) .

Yeni hükümet tüm Macaristan’ı kontrol edememişti. Hatta ülkede çoğunluk bile değildiler. Ardından eski yönetimden kalma bir çok memurda idam edilerek yerlerine başkaları kabul edildi. Yeni yönetim hızla güçlenmeye çalışıyordu. Bunun için gereken tek şey bir destekçiydi ve destekçi olarakta Amerika’dan başkası bu işte gönüllü değildi. Böyle bir ortamda Nagy Varşova Paktından ayrıldı ve BM’ye katılmak istediğini ayrıca Amerika gibi ülkelerden de koruma istediğini duyurdu. Bunun üzerine Sovyet Tankları tekrar şehre girdiler. Bu sefer daha sert gelen Sovyet Tankları idam edilen Sovyet Sempatizanlarının bulunduğu yerde Sovyet Askerlerine ateş açan bir çok kişiyi idam etti. Yeni bir Macar Hükümeti kuruldu. Seçimler yapılması istendi. Seçimlerden yeni kurulan hükümet %94’le çıkınca devrim resmen bastırılmış oldu. Amerika ve diğer ülkelerden bu duruma büyük tepkiler geldi. Hatta Amerikan kuvvetleri Macaristan’a girme kararı bile almak üzereydi.

Birçok devrimci Yugoslavya elçiliğine sığındı. Macar Direnişçiler Times dergisinde Özgürlük Savaşçıları olarak tanımlandı bu tanım ilerleyen zamanlarda çoğu kişinin başını ağrıtacaktı. İşçiler ülkede 2 hafta sürecek olan bir genel greve gittiler ayrıca Sovyet işgalinden dolayı 150.000 kişide Batı Almanya ve bu gibi ülkelere kaçtı. Yıllar sonra burada da CIA’ın bir parmağı olduğu ortaya çıkacaktı.

Günler geçmiyordu ki yeni bir olay haberi gelmesin. 29 Ekim 1956 Yılında Macaristan’da eylem yeni bastırılırken bu sefer Mısır’da yeni bir savaş çıkmak üzereydi. 1869’da Mısır’da açılan Süveyş kanalı yıllarca İngiltere ve Fransa tarafından kullanılmıştı. 1948’li yıllarda başlayan Arap-İsrail savaşlarından dolayı zaten iplerin gerildiği orta doğuda bu seferde Süveyş Kanalı yüzünden ipler geriliyordu.

İngiltere Irak ve Mısır krallıkları üzerinde gücünü arttırmak istiyordu. Amerika’nın güçlenmesi ve II. Dünya Savaşı nedeniyle artık İngiltere ikinci güç konumuna düşmüştü. İngiltere’nin Süveyş Kanalında 80.000 askeri bulunuyordu. II. Dünya Savaşı ve artan politik farkındalık sayesinde Mısır’da da politik olarak bir ayaklanma çıkmaktaydı. Mısır’lı yöneticiler Süveyşin kullanım haklarının kendilerine ait olduğunu vurguluyorlardı. Mısır’da yükselen Komünist Partiyle beraber Mısır’da İngiltere düşmanlığı artmaya başladı. Ayrıca İsrail’e duyulan kinde ve İngiltere’nin İsrail’i gözü kapalı beslemesi Mısır’da İngiliz düşmanlığını arttırdı. Ve ipler 1951 yılının Ekim ayında koptu. Mısır’lı yetkililer İngiltere’nin Süveyş Kanalında ki yetkilerine dair belgeleri yırttıklarını söyleyerek İngiltere’nin Mısır’da ki varlığını kökten salladılar. 25 Ocak 1952’ye kadar bölgede kalan İngiliz askerleri bu tarihte bir Mısır karakoluna yaptıkları saldırıda 41 Mısır’lıyı katlettiler. Bunun üzerine 11 İngiliz turist Kahire’de taşlanarak öldürüldü. Bu ayrıca Mısır’da ki Monarşiye yapılan bir isyandı ve 23 Haziran 1952’de Mısır’da Monarşi yıkılarak yerine Cumhuriyet kuruldu.

İsrail’e giden kargo gemileri batırıldı. İpler her geçen gün dahada geriliyordu. Mısır Devriminden ve Komünizmin Mısır’da da artık gücünü göstermeye başlamasından sonra ipler biraz daha yumuşadı. Taa ki 1955’lere kadar. Suriye,Lübnan ve Suudi Arabistan sonuna kadar Mısır’ı desteklediklerini açıkladılar. Arap Koalisyonu kuruluyordu buna karşın Fransa ve İsrail İngiltere’nin yanında olduklarını açıkladılar. Tüm bunların ardından Mısır Çekoslavakya’dan 200 tank, 150 top, 120 savaş uçağı, 100 bombardıman uçağı ve 20 taşıma uçağı satın aldı. Bunların yanı sıra Sovyet Rusya’da Mısır’a bir çok helikopter ve modern silah sattı. Bulgaristan ise 2 denizaltı ve 4 destroyer sattı. Bu durum sadece İngiltere ile değil Amerika’yla da Mısır arasında ki ipleri germişti.

Dünya’da bunlar olurken Bağdat Paktından güç olan Mısır 26 Temmuz 1956 günü Mısır Devlet Başkanı Nasser Süveyş Kanalını millileştirdiklerini açıkladı bunun üzerine İngiltere-Amerika-Fransa diplomasisi Mısır’a müdaheleye hazırlanmaya başladı.

İsrail’liler Kadeş Operasyonu adını verdikleri Operasyonla Sina Yarımadasına saldırdılar. Savaş Sina Yarımadasında şiddetlenmişti. İsrail’in inanılmaz silahlarına karşı Mısır’lı pilotların ayakları uçaklara bağlanıyordu zira pilotlar İsrail uçaklarını görünce kaçmayı düşünüyorlardı. Savaş böyleyken Mısır’ın kazanması imkansızdı. İsrail güçleri Mısır’a büyük kayıplar verdiriyordu. Fakat Filistin’li militanlar İsrail’de düzenledikleri saldırılarla Mısır’ın yanında olduklarını gösteriyorlardı. Orta Doğu kan gölüne dönmek üzereydi. Arap Devletleri büyük bir savaşa hazırlanıyorlardı. Amerika Mısır’ın işgalini desteklemeyeceğini duyurmuştu.

Buna rağmen 1956 yılının son aylarında İngiliz ve Fransız askerleride Mısır’a ayak bastılar. Savaş kanlanıyordu. Ayrıca Lübnan,Ürdün,Suriye gibi ülkeler de İsrail’in işgaline hazırlanıyorlardı.

Kanal İsrail, Fransız ve İngiliz birliklerinin eline geçmişti. Fakat Mısır’ın bu aç kurtlar tarafından bölüşülmesi Sovyet Rusya’yı ayağa kaldırmıştı. ABD’nin bu savaşı desteklememesinin ardından Sovyet Rusya’da böyle bir şeyin Rusya’nın ideolojisine aykırı olduğunu açıkladı. İlerleyen günlerde öldürülen Mısır Sovyet elçisiyle birlikte ipler gerildi. Sovyet Rusya işgal durmazsa, Londra ve Paris’e nükleer saldırı düzenleyeceğini duyurdu. Amerika bu duruma sessiz kaldı.

Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Mısır’dan çekilmek zorunda kaldılar. Bir süre sonra da İsrail birlikleri Mısır’dan çekildiler. Böylece Sovyet Rusya ilk defa dış bir olaya müdahele etmişti ve İngiltere ve Fransa’nın Amerika olmadan artık hiçbir şey yapamayacaklarını kanıtlamıştı. 1967’ye kadar bölgeye yerleşecek olan bir barış gücü oluşturuldu ve Sina Yarımadasıyla Gazze bölgesine konuşlandırıldı. Böylece İsrail-Mısır çatışması önlenmiş oldu.

Fransa’da General de Gaulle ABD’ye güven olmadığını anladı. Fransa’yı NATO’dan çekti ve Fransa’da nükleer silah çalışmalarına başladı. Fransa’nın bu adımı doğacak olan geriliminde ilk adımlarıydı.

4 Ekim 1957’de Sovyet Rusya ilk uzay mekiğini gönderdi ; Sputnik 1 . Sputnik 1’in başarılı yörüngesi ve başarıyla Dünya’ya dönmesi Amerika’yı ayağa kaldırdı. Hem CIA hem de Eisenhower Sputnik 1’in başarısını öğrenmek için bir çok yol denedi. Sputnik 1’in başarısına rağmen Amerika’nın Vanguard operasyonunun ve iki füzesinin başarısızlığı Amerika’yı korkuya düşürmüştü. Sputnik 1’le beraber Uzay Yarışı da başlamış oldu.

Avrupa, Asya ve Afrika’da bunlar olurken Amerika’da Miami’ye km.lerce yakınlıkta bir adada 26 Temmuz 1953’te birkaç Komünist düşünceli gerilla Moncada Kışlasına saldırdı. İsyancıların çoğu öldürüldü. Aralarında yakalananların içinde liderleri olan Fidel Castro’da vardı. Fidel Castro’ya göre sadece 5 asi çatışmada ölmüştü geri kalan 50’si Baptista rejimi tarafından katledilmişlerdi.

Mahkemeye çıkan Fidel Castro ve Kardeşi Raul Castro konuşmalarında ‘’ Yargılayın bizi , problem değil. Tarih bizi aklayacaktır. ‘’ dedikten sonra Meksika’ya sürgün edildiler. Meksika’da toplanan 90’a yakan devrimci İspanyol İç Savaşı Cumhuriyetçi kanadın liderlerinden Alberto Rayo tarafından eğitildi ve Granma adlı gemiyle 1956 2 Aralık’ta Küba’ya yola çıktı. 90 kişilik bu grup Sierra Maestro dağlarına saklandılar. Fakat Baptista askerleri onların varlığını anladıktan sonra saldırıya geçti. Günlerce dağlarda bu 90 kişiyi aradılar. Fakat 82 adamdan geriye sadece 20’ye yakın devrimci bu saldırılarda hayatta kaldı. Hayatta kalanlar gruplar halinde dağlara dağıldılar. Fidel Castro ve Ernesto Gueavara komutasında ki birlikler çeşitli garnizonlara saldırılar düzenlediler. Grup köylüler tarafından şiddetle destekleniyordu ve sayıları her geçen gün artıyordu. Bu çatışmalar sırasında Castro’nun adamlarının sayısı sadece 200 kadardı. Buna karşın 30.000 kişilik bir Küba Polisi ve Küba Ordusu söz konusuydu. Mart 1958’de Amerika artan Komünist aktiviteler nedeniyle Küba’ya ambargo uyguladı bu durum aksine Komünistlere yaramıştı.

Fidel ve adamları yeteneksiz Küba askerlerine karşı başarılı saldırılar düzenliyorlardı. Durum Baptista için kötüydü buna dayanamayan Baptista 12.000 adamıyla Sierro Maestro dağlarına saldırı düzenledi. Fakat saldırılarda Fidel ve adamları 6.000 kişilik bir grupla çatışmalarında sadece 3 ölü vererek nerdeyse 500e yakın zaiyat verdirmeyi başarıyordu. Temmuz 29’da ise bunun aksine Castro’nun bütün adamları yakalandı ya da öldürüldü. Bunun üzerine 1 Ağustos’ta ateşkes imzalandı. Fakat bu bir kandırmacaydı. Fidel tekrar topladığı adamlarıyla birlikte dağlara kaçmayı başardı. Baptista’nın yaptığı saldırı ise hem sayısal olarak hem de taktiksel olarak hüsranla sonuçlanmıştı.

Fidel ve adamları tekrar bir saldırıya maruz kaldılar. Fakat 21 Ağustos’ta ki bu saldırıyı bastıran Fidel ve adamları artık savunmadan çıkarak karşı saldırıya geçtiler. Devrimciler artık bir çok kasabayı da ele geçirmişlerdi.

Spoiler:
Resim

Raul Castro ve Che Gueavara


Bu sırada Che ve Camilio’nun yönettiği 2. bir ordu Santa Clara’yı ele geçirdi. Girdikleri her kasaba ve şehirde sayıları katlanan devrimciler hızla merkeze doğru ilerliyorlardı. 31 Aralık 1959’da Che ve adamları bir çok şehri daha ele geçirdiler. Bunun üzerine haberleri duyan Baptista 1 Ocak 1960’ta ülkeyi terk etti.

2 Ocak 1960 günü Fidel Castro ve Küba Ordusu Generali Rubido görüşmelere başladılar görüşmeler sonrasında Rubido askerlerine silah bırakmalarını emretti. Fidel Santiago de Cuba’ya aynı saatlerde de Che ve Camilio Havana’ya girdiler. 6 Ocak günü Fidel Castro Havana’ya ulaştı. Artık yeni lider belirlenmişti.

İlk iş olarak toprak yasası ve vatan hainliği yasası uygulandı. Toprak yasası ile bir çok köylü toprak sahibi oldu. Bunun yanı sıra eski askerler ve polislerin çoğu savaş suçlusu olarak idam edildi.

Küba Devrimi 1960 gençliğinin sembolü olacaktı. Yeni bir dönem başlıyordu Dünyada ve artık yeryüzünde Sovyet Rusya kadar sert olmayan Romantik Sosyalistlerde vardı. Che Gueavara sesleri Avrupa’nın sokaklarında yankılanacaktı. Amerika ise binlerce mil uzağında ki bu küçük adada Komünizmin yeşermesine göz yummayacaktı.

Arkadaşlar İlk bir kaç konu hakkında resim pek yoktu ( Polonya ve Macaristan Devrimleri ayrıca Sputnik Krizi ) onun için ekleyemedim. Küba Devrimi ve Süveyş Krizi konularına da resimleri birkaç saat sonra ekleyeceğim. Saygılar.

Dipnot ; Sırada ki konu '' Gladio Operasyonu '' olacaktır. Bilgilerinize.

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 06:27 pm 
Istari
Istari
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Gladyo Operasyonunu merakla bekliyorum Pavluska :)

_________________
Resim

Fornost....Hearth of Arnor


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 07:04 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Biraz beklersen geliyor şimdi :D . Akşam saat 11 gibi koymayı plânlıyorum. Gladyo aslında zaman olarak örtüşmüyor ama 1960'ların başında başladığı için bu operasyon vermek zorundayım yoksa bir karmaşa olur :D .

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 07:05 pm 
Yalnız Dağ Cücesi
Yalnız Dağ Cücesi
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
замечательно , товарищ
Gerçekten özgün ve açıklayıcı olmuş.

_________________
Spoiler:
Çok zaman oldu


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle Kişisel albüm  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 07:19 pm 
Yalnız Dağ Cücesi
Yalnız Dağ Cücesi
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Ben de merakla bekliyorum..Zaten aşinalığım var, fakat merak ettiğim konu..

Kurtlar Vadisi - Gladio ? Ne alaka !

_________________
Let İt Be..


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 07:31 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Arkadaşlar Gladio'nun sadece kuruluş aşamasını ve 1960'ların başında bulunduğu iki eylemden bahsedeceğim. Gladio - Kurtlar Vadisi olayına gelince. Boş geç o Kurtlar Vadisi denen zımbırtıyı.

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 08:07 pm 
Esgaroth'lu İnsan
Esgaroth'lu İnsan
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Gladyo'ya Varşova Paktına karşı NATO'NUN kurduğu gizli örgüt diyebiiliriz.Ayrıca Gladyo'yu CIA'IN desteklediğini de biliyoruz.Neyse saat 11'de soğuk svaş yıllarına bakın.Soğuk savaş yıllarında Pavluska'yı bekleyin. :D

_________________
Resim
Resim
Resim

Yaşayan pek çok kişi ölümü hakeder. Ölülerin de bazıları yaşamı. Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile sonu göremez.


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 10:06 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Migrenimin tutması ve yaşadığım tarifi imkansız baş ağrısı nedeniyle yazıya yarın devam edeceğim.

Rötar için özür dilerim.

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 10:27 pm 
Yalnız Dağ Cücesi
Yalnız Dağ Cücesi
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Geçmiş olsun...Gladio hakkında fikir sahibi olmayan arkadaşlar, okuyunca eminim anlarlar türk tv tarihinin ne kadar absürt bir diziye, nasıl bir konu enjekte etmeye çalıştığını :D

_________________
Let İt Be..


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 10:36 pm 
Istari
Istari
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Captain of Arnor demiş ki
Gladyo'yu az çok ne olduğunu biliyorsunuz Amerika nasıl dünyayı yönetiyor? Gladyolarıyla 'Deep State' yani derin devletlerle öncelikle Komunizm'e karşı örgütlenme olarak baş gösterdi sonrada Amerika'nın çıkarlarına ters adamı ortadan kaldırdı.Soğuk savaş bitene kadar katlandık ama sonrada daha büyük bir gizlilikle yürüttüler amaç basit Türkiye'yi 'Korumak' bizi koruyor çünkü Coniler boğazımızı insanlarımızı çok seviyor :!: mu acaba :?: Tabiiki 2.Dünya Savaşı önceki kalkınma performansımıza dönmemizden korkuyorlardı

Dümdüz dağda toprakta bir anda bir halk doğdu birliklerdi onları ayırıcak birşey yoktu şimdilik bir anda kimseden destek görmeyince Kendi Fabrikalarını açtılar bir anda Uçaklar üretmeye başladılar ekonomilerini kalkındırmaya başladılar.Amerika için tehlikeyliydi önce Kapitalist özgür ekonomi elden gidiyor dediler şimdide Laiklik elden gidiyor dediler bu adamlar ülkemizde durduda çok mu yararlı oldu?

*IMF'yi istemiyoruz diyen Maliye bakanına Araba çarptı
*Saadet Partisinden bir Millet vekili baş düşman ABD'dir bu ülkede istediğini yapar dedi.Ankaradan Antep'e giderken araba kazası
*Turgut Özal Musul ve Kerkük'ü eninde sonunda alacağız dedi bu bölgeyi biz yöneteceğiz dedi. 2 hafta sonra hastalandı
*Eşref Bitlis PKK'yı Sovyetler kurdu ABD besliyor dedi sonra Uçağı Ankarada buzlandı hava -7 dereceyken
*1 Mart Teskeresi geçmedi birkaç gün sonra "El-kaide" bütün İstanbul'u havaya uçurdu
Bunlar Amerika'ya ters olaylardı ama baktı Türkiyer hala gelişiyor Eşref Bitlis'lerden bir tanesi gidiyor daha fazlası geliyor o zaman Laiklik ve Milliyetçilik üzerinde oynayalım dediler

Danıştay'a saldırdırlar Cumhuriyet Gazetesini bombaladılar ne oldu Dinciler pis kötü insanlar oldu

Birkaç Atatürkçü insan çıktı ben dinsizim Allaha inanmıyorum dedi e bu ülkenin halkı müslüman sonra ne oldu bütün Atatürkçüler pis dinsiz

Hrant Dink öldürüldü öldüren it yaşasın Alperen ocakları diye bağırdı ne oldu aa pis faşistler

PKK hergün eylem yapıyor her günüm şehit haberleriyle geçiyor artık gayet normal bir şey gibi gelmeye başlıyor halkımıza pis kürtler oldu bütün kürtler teröristtir en iyi kürt ölü olandır oldu herkes Nihal Atsız kesildi bir anda

Sonra ülkede iç savaşm olacak Kürtler Türkler birbirini kesicek Cumhuriyer mitingine gidenlerin üstüne el bombası yağacak
Sonrada Amerika'dan Allah Razı olsun'Barış getiricek'
Gladyo bunları planladı bunların Türkiye'deki Adı Kontra-Gerilla
1980'de darbe olduktan sonra Amerikan başkanının telefonu çalıyor ve CIA Türkiye Bürosu başkanı 'Our boys have done it' senin hangi çocuğun neyi yaptı
Yani Amerika'nın çocuğu Ergenekon çıktı yönetime el koydu ama sonradan aklı başında bir adam geldi yönetime onuda ilk başta kendi safına çekmeye çalıştı sonra baktı olmuyor onuda Rahmetli etti.
Süleyman Demirel geldi onu kolay kontrol etti Elçibey süleyman demirel'i aradı Darbe yapıp Türkiye'ye bağlılığımı sunucam senin parçan olacağım dedi hemen Amerika'yı aradı Amerika engel oldu.Süleyman Demirel'de Ergenekon'un ta kendisi hatta Kenan Evren'den sonraki başkanıydı.
Kontra-Gerilla Komunizme karşı Ergenekon'da İrtica'ya karşı savaşıyor ama Türkiye'de İrtica diye bir tehlike yok İran zaten istiyordu bunu halk sokaklara döküldü şeriat istiyoruz diye bizde böyle birşey yok.Yani ülkemde İrtica diye bir tehlike yok bunu yapıp hayatını karartacak devlet adamıda yoktur inşallah.Sonra bu Ergenekoncular kendine Amerikan karşıtı tavrı takınıyor ama yemezler İnsan Babasıyla hiç küsermi :?:
Ergenekon'a destek mitingleri yapılıyor bunlar sadece karşı tarafın desteğini kazanmaktan uzak direk nefretini kazanma eylemidir.Bu mitinglerle ilgilide birşeyler diyeceğim
Laikliği savunucaz diye gidiyoruz Cumhuriyet Mitingine görende ülkeye şeriat geldi sanacak hadi Anladım Abdullah Gül öyle bir söz demiş zamanında iyide ülkenin imajını zedelemeye diğer kesimlerin düşmanlığını kazanmaya ne gerek var AKP'lilerin hepsi Şeriatçı mı onlarda dökülseydi sokaklara 1970'leri tekrar yaşardık Çok şükürkü öyle birşey olmadı Cumhuriyet Mitingi ülkeyi karıştırmaktan başka hiçbirşey yapmadı CHP oy bile kaybetti. Bakın son seçimlerde Mitingler olmadan oyları arttı. AKP'li Atatürkçü değilmi? bana kalırsa gerçek Atatürkçü onlar
sen Laiklik nedir bilirmisin? Laiklik bütün dinlere eşit uzaklıkta olmaktır Devletin dini olmaz dolayısıyla sen çıkıp ben laikin diyorsun o zaman bir toplantıda bir kadın 'Benim Hizmetçim kafasındaki Türbanla ülke yönetimine karışamaz onun neyine demokrasi' diyor nerde Halkçılık nerede Atatürkçülük eğer bütün dinlere eşit uzaklıktaysan 'pis dinciler' demiyeceksin saygı göstericeksin
Eğer laiklik gün gelir elden giderse o AKP'ye oy veren gerçek Atatürkçü gider o meclisi basar hesap sorar düzeni değiştirenden benim ülkemin halkı barış istiyor ülke karışsın düzen değişsin diye AKP'ye oy vermiyor
Düzen değişse bile gelir TSK yönetime el koyar daha önce olduğu gibi TSK bir tehtit görmüyorki el koymuyor şu anda darbe dönemi geçti falan yalan bakın Honduras

Gelelim Türkan Saylan olayına Çok iyi bir kadındı Ülkede kadın hakları ve eğitim konusunda çok iyi çalışmalar yaptı.Sadece böyle değil birçok sağlık anlamında çok önemli çalışmalar yaptı yani bu ülkede birçok olumsuz yöne darbe yapıp hayatını ülkeye adadı bu konuda birşey yok çok iyi kadındır ama siz bir söz söyledi diye Abdullah Gül'ü eleştiriyorsanız Türkan Saylanında eleştirilecek yönleri var.Mesela
'Bu ülkede bizim istemediğimiz hiçbir şey olmaz' biz derken :?: sen kimsin bu ülkenin derin devletimisin diye birşeyler geliyor insanın akılna
sen Abdullah Gülün sözünden o manayı çıkartan buradan da o manayı çıkartır.
(Ayrıca dediğim gibi darbecilik ruhunda var bak bütün alanlarda darbe yaptı :lol: :lol: :lol: )Tabi burası şaka :)
Yani arada bazı vatansever'ler gümede gitse Amerikanın bu ülkeden atılması için bunlar lazım.

Bu arada Ergenekon'un Amerikancı olmadığını iddia edenlere bazı örnekler

Resim
Burada diyorki Türkiye ile Savuma işbirliği Ofisi burası Amerikan Savunma bakanlığına bağlı bir Ofis gördüğünüz gibi buradaki 13 yıldız amerikan Savunma bakanlığındaki 13 yıldız tesadüfmü acaba?
Yer altından fışkıran M72 LAW silahları neden Amerikan malı?


Yani Bırakın AKP temizlesin Ergenekon'u daha çok Eşref Bitlis'ler kaybetmeyelim :!: Sırası gelir AKP'de gider bu ülke ne Necmeddin Erbakanları atlattı hep olumsuz baktık hep kaygıyla yaşadık ama şunu unutmayın TSK'da bu kadar sıkı denetim ve Atatürk'e bağlılık azimi olduktan sonra bu ülkeye hiçbir şey olmaz :!:

Bu laflarımda hala Ergenekoncular Vatansever diyenlere


Burda Biraz Açıklamıştım Gladyo yu Operasyon Gladyoyu anlamayan bunlar okusun :)

_________________
Resim

Fornost....Hearth of Arnor


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 10:43 pm 
Esgaroth'lu İnsan
Esgaroth'lu İnsan
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Bir söz vardı:Dinsizin hakkından imansız gelir diye.Captain of Arnor'un dediği gibi bırakın Akp ergenekon'u,TSK da Akp'yi temizlesin.

_________________
Resim
Resim
Resim

Yaşayan pek çok kişi ölümü hakeder. Ölülerin de bazıları yaşamı. Yaşamı onlara verebilir misin? Ölüm hakkında karar vermekte aceleci olma. En bilgeler bile sonu göremez.


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 10:43 pm 
Herodotus Of Twt
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Captain , hocam sağolasın güzel bir bilgi paylaşımı olmuş eminim yararlı olacaktır ama bildiğin gibi ben Türkiye Tarihinden ziyade yabancı tarihleri anlatmaya çalışıyorum bu yüzden Gladyo'nun kuruluş aşamaları, Gladyo'nun finanse edilişi ve ülkelerde ki varlıkları ben bunlardan bahsedeceğim yarın.

Asıl yaptıklarından ise zamanı gelince yani. 1980'lere gelince Türkiye Darbesini yapmalarından falan :) .

Yine de Türkiye'de Gladyo için iyi bir paylaşım beklemek istemeyenler oradan okuyabilirler.

_________________
Resim

Justitia Omnibus


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
MesajMesaj Başlığı:
Gönderilme zamanı: 10 Ağu 2009 10:48 pm 
Istari
Istari
Kullanıcı avatarı


Çevrimdışı
Zaten kendi tarihimizi biliyoruz bu Macaristan'daki olayları öğrendim yazından sağ olasın :P Bu arada geçenlerde Türkiye'ye gelen bir Polonyalı Misafirimizden (Almanya'da tanıştık Türkiyeyi geldiler artık kız benden mi etkiledi bilmem :P ) Onların Tarihi ve Komunist Ekonomiyle ilgili bayağı bilgi elde ettim :D Siyaset sevenlere tam tartışılıcak adam tipi AB'ye girdinde ne oldu diye sorduk mesela ordanda adam Türkiye'nin AB'ye girdiği zaman başına gelecekleri söyledi AB konusu gelirse onuda yazarım :)

_________________
Resim

Fornost....Hearth of Arnor


Başa Dön
  Profil Kullanıcının Güncesini Görüntüle  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  1. sayfa (Toplam 3 sayfa)
 [ 41 mesaj ]  Sayfaya git 1, 2, 3  Sonraki

Tüm zamanlar UTC + 2 saat [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir



Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
Powered by phpBB® Forum Software © phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye
Chronicles phpBB2 theme by Jakob Persson. Stone textures by Patty Herford.
With special thanks to RuneVillage